8

"Biz melekleri ancak hak ile indiririz. Zaten o zaman onlara mühlet verilmez."

A- " Biz melekleri ancak hak ile indiririz."

Bu kelâm, o müşriklerin hikâye edilen sözlerine cevap olarak ve anlamsız taleplerini reddetmek için yalnız Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) yönelik söylenmiştir. Onların hikâye edilen sözleri, şiddetle cevap gerektirdiği için, onun reddi olarak söylenen bu kelâm, daha öncesine cevap olarak söylenmiş olan

"Kur’ân'ı şüphesiz Biz indirdik.."(15/9) âyetinden önce zikredilmiştir.

Nitekim "De ki; Onu ancak Allah size getirir..." (Hûd 11/33) âyetinde de aynı yol takip edilmiştir. Zira bu âyet de, "öyleyse bize vaat ettiğini haydi getir" (Hûd 11/32) mealindeki kelâmlarına cevap olduğu halde,

"Benim öğütlerim size fayda da vermez..." (Hûd 11/34) âyetinden önce zikredilmiştir. Halbuki o, onların ilk kelâmları olan,

"Ey Nûh! Bizimle mücadele ettin..." (Hûd 11/32) sözlerine cevaptır.

İşte bu da, zikredildiği gibi, cevabı şiddetle gerektirmesinden dolayıdır ve bir de iki cevaptan biri sual ile bitişik olması içindir. Bunun aksi ise, her iki cevabın da, sualinden fasılalı olması lâzım gelir.

Onların talebine verilen bu cevapta, taleplerinin ifade tarzına uygun olarak "melekler onlara gelmez" denilmeyip mevcut ifadenin kullanılması, onların, taleplerinde hata ettikleri gibi, ifade tarzında da hata elliklerini bildirmek içindir.

Zira yüce mertebelerinden dolayı, mutlak olarak gelmek fiilinin, meleklere isnat edilmesi uygun olmaz. Çünkü gelmek fiili, eşit mekânlardan birinden diğerine intikal için, hatta aşağıdan yukarıya intikal için de kullanılmaktadır.

Meleklerin hareketlerinin amacı, o kâfirlerin isteğinin gereği olması da onların herhangi bir beşerin hâkimiyetine girmeleri de mümkün değildir. Meleklerin şanına yaraşan, yüksek makamdan inmek ve onun da, yüce Rab tarafından indirilmek yoluyla olmasıdır.

Meleklerin hak ile indirilmesi, hikmetin gerektirdiği şekilde ve ilâhî sünnete uygun olarak indirilmeleridir. Nitekim,

"Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak ile yarattık" (Hicr 15/85) âyetinde de hak, bu anlamdadır.

O müşriklerin talepleri ise, onların hakir ve değersiz mertebeleriyle beraber, huzurlarında şahadette bulunmak için indirilmeleridir. Bu ise, sıhhat ve hikmete sığacak bir hâdise asla değildir. Zira meleklerin indirilmesi, vahit kabilin dendir ki, bu kapı, peygamberlerin dışında kâmil mü’minlere bile açılmaz. Şu halde o kâfirler gibi alçaklara nasıl açılabilir? O kâfirler hakkında hikmete uygun olan, eski ümmetlerden onların benzerlerine yapıldığı gibi, azap için ve köklerim kazımak için indirilmeleridir. Ve bu yapılsa, onların kökleri tamamen kazınmış olur.

B- " Zaten o zaman onlara mühlet verilmez."

Bu kelâm, onların ileri sürdükleri mukaddimelerin, arzularının aksı olan bir sonucu doğuracağını bildirmektedir. Nitekim,

"O takdirde senin ardından kendileri de fazla kalamazlar." (İsrâ 17/76) mealindeki âyet de, buna benzer bir hakikati bildirmektedir. Yani eğer Biz melekleri indirseydik, peygamberlerini tekzip ve onlarla alay eden diğer ümmetler gibi onlar da geri bırakılacak değillerdi. Onlar âcil bir azaba müstahak oldukları halde kader kalemi, onların azabının kıyamete ertelenmesini yazmıştır. Nitekim,

" Resûlüm! Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş murat onları oyalaya dursun" (Hicr 15/3) âyetinde de bu husus mücmel olarak belirtilmişti.

Ancak ilâhî hikmet, onların tamamen yok edilmelerine mâni olmuştur; çünkü Allah'ın (celle celâlühü) ilini ve iradesi, onların nesillerinden bir kısmının îman etmesine ve kendilerinin azaplarının daha da artmasına taallûk etmiştir. Azaplarının tehirinin hikmeti olarak, bazılarının îman etmesini söylemek ise, bu makama uymaz; çünkü bu makam, onların küfürde, fesatta, kibir ve inatta çok ileri gittiklerini beyan etmek makamıdır.

Yüce Kur’ân'ın gerektirdiği icazın gereği budur. Diğer bazı tefsir âlimlerine göre ise meleklerin indirilmesi ilâhî hikmete uygun değildir; çünkü o takdirde mecburi olarak tasdik edeceklerdi. Yahut sizin görebileceğiniz suretlerle size gelmelerinde bir hikmet yoktur; çünkü bu, sizin şüphenizi, daha da arttırır, demektir.

Yahut meleklerin indirilmesi, ancak hak ile ve fayda hâsıl olması için olur. Halbuki Allah o kâfirlerin hallerinden biliyordu ki, onlara melekleri indirmiş olsa da, yine küfürlerinde ısrar edeceklerdi. Böylece onların indirilmesi, abes, bâtıl olurdu ve indirilmeleri hak ile olmamış olurdu.

Bu tefsir âlimlerinin görüşlerinden her biri diğerlerinin kesinliğini ihlâl ettiği gibi, bunlardan birinin vaki olmasının farz edilmesi de,

"Zaten o zaman onlara mühlet verilmez" kelâmının ifade ettiği âcil azabı gerektirmez.

Bu izahlar, onların meleklerin getirilmesine ilişkin taleplerinin, meleklerin şahadette bulunmaları için olduğuna, göredir. Eğer meleklerin getirtilmesi onlara azap etmek içinse, o takdirde mânâ şöyledir:

Biz melekleri azap için indirmeyiz; onları ancak, hikmetin ve kaçınılmaz kesin maslahatın gerektirdiği hak ile indiririz. Ve onların talep ettikleri gibi melekleri indirse idik onların azabının kıyamete kadar tehirini gerektiren hikmete uygun olmazdı. Bu daha önce belirtildiği gibi, onlara merhamet için değil, fakat azaplarını daha da ağırlaştırmak içindir.

Melekleri azap için göndermenin hikmete uygun olmayacağı ifadesi, bir nevi onların azaba müstahak olmadıkları vehmini akla getirdiği için âyetteki mevcut ifade kullanılmıştır. Netice itibarıyla sanki şöyle denilmiştir: Eğer Biz melekleri indirseydik, onlara mühlet verilmezdi. Bu ise, azaplarının ağırlaştırılması için tehir edildiği hikmetine uygun olmazdı.

Diğer bir görüşe göre ise, âyetteki hak kelimesi vahiy anlamındadır.

Bir başka görüşe göre ise, azap demektir. Bu izahların hepsini tefekkür ederek hakikati bulmaya çalışmak gerekir.

8 ﴿