69"Sonra meyvelerin, her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarına gir! Onların karınlarından, renkleri, başkabaşka, kendısinde insanlara şifa bulunan bir şerbet çıkar. Hiç şüphesiz bunda düşünen bir kavım için büyük bir ibret vardır." A- " Sonra meyvelerin, her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarına gir!" Tatlısından tuzlusuna kadar arzu ettiğin her meyveden ye ve Rabbinin kaahir kudretiyle, acı çiçeklerin, karnında tatlı bala dönüştürülmesi için, yahut baktı yapımı için sana kolaylaştırdığı yollara, yahut evine geri dönerken, yolunu şaşırıp karıştırmayarak Allah'ın kolaylaştırdığı yollara gir! B- " Onların karınlarından, renkleri başka başka, kendisinde insanlara sifa bulunan bir şerbet çıkar." Bundan önce bal arısına emredilenler sıralandıktan sonra, burada da, balda Allah'ın kudretiyle meydana gelen hârikalar beyan edilmektedir. Burada şarap, bal demektir. Meşrubat gibi içildiği için ona şarap denilmiştir. Bal arısının, güzel kokulu çiçekleri ve yaprakları yemesinden sonra neticede bunların bala dönüştüğünü, sonra da kışa saklamak için onu kustuğunu iddia edenler, şarap kelimesiyle ye emrinin kullanılmış olmasını delil olarak göstermektedirler. Bazılarının iddiasına göre ise, bal arısı, çiçeklerde ve yapraklarda dağınık halde bulunan küçük tatlı parçaları (özleri) ağzıyla alır ve bunları yuvasına koyar; nihayet bunlar çok miktarda toplanınca bala dönüşür. Bu görüşü savunanlar, âyetteki "karınlar"ı "ağızlar" olarak tefsir etmektedirler. Balın rengi, bal arısının veya oğul un yaşına veya bal maddesine bağlı olarak değişmekte, kara, sarı ve kırmızı farklı renklerde olabilmektedir. Balın balgam hastalıklarında ve diğer bazı hastalıklarda kendi başına veya başka maddelerle beraber kullanılarak insanlara şifa olduğu bir gerçektir. Zira içinde bal bulunmayan macun, hemen hemen yok gibidir. Katâde'den rivâyet olunduğuna göre, bir adam Peygamberimize geldi ve: "Benim kardeşim karnından şikâyet ediyor" dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona; "O hastaya bal içir" buyurdu. Adam gitti, sonra yine geldi ve: "Ben ona bal içirdim; ama faydası olmadı" dedi. Bunun üzerine Resûlüllah buyurdu ki: "Haydi git ona bal içir; çünkü Allah doğruyu söylemektedir; senin kardeşinin karnı yalan söylemektedir" dedi. Adam gitti ve yine hastaya bal içirdi; hasta şifa buldu ve bağdan kurtulmuş gibi eski zindeliğine kavuştu. Diğer bir görüşe göre, Kur’ân'da, yahut Allah'ın (celle celâlühü) beyan buyurduğu bal arısının hallerinde, insanlara şifa vardır, demektir. İbn-i Mes’ûd'dan (radıyallahü anh) rivâyet olunduğuna göre: "Bal, derde devadır, Kur’ân da, kalplere şifadır. O halde siz iki şifadan ayrılmayın: Bal ve Kur’ân, " C- " Hiç şüphesiz bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır." Zikredilen ilâhî kudretin eserlerinde tefekkür eden bir toplum için, hiç şüphesiz büyük bir ibret vardır. Zira özellikle bal arısının sahip olduğu o ince bilgileri ve uzman mühendislerin bile ancak ince ve hassas âlet ve edevat ile başarabildikleri güzel sanatı ve doğru taksimatları içeren acayip çalışmaları düşünen bir kimse, kesin olarak hükmeder ki, bunları ona ilham eden ve gösteren kaadir ve hakim bir yaratıcı vardır. |
﴾ 69 ﴿