219

"Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.."

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, en-Nehhâş, en-Nâsih'de, Ebu'ş- Şeyh, İbn Merdûye, Hâkim, Beyhakî ve Diyâ el-Makdisî, el-Muhtâre'de bildirdiğine göre Hazret-iÖmer:

“Allahım! İçki konusunu içimiz tamamen rahatlayacak bir şekilde açıkla, zira hem malımızı, hem de aklımızı götürüyor" deyince Bakara Sûresi'nin:

“Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür..." âyeti nazil oldu. Ömer çağrılıp bu âyet kendisine okundu. Ömer bir daha:

“İçki konusunu içimiz tamamen rahatlayacak bir şekilde açıkla" deyince, bu kez Nisâ Sûresi'ndeki:

“Ey Mü’minler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın..."âyeti nazil oldu.

Bu âyet nazil olduktan sonra Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) müezzini kamet getirdiği zaman:

“Sarhoş olanlar namaza yaklaşmasın!" şeklinde çağrı da yapardı. Bu âyetin nuzûlünden sonra Ömer yine çağrıldı ve bu âyet kendisine okundu. Ancak Ömer yine:

“Allahım! İçki konusunu içimiz tamamen rahatlayacak bir şekilde açıkla" diye dua etti. Ardından Mâide Sûresi'ndeki âyetler nazil oldu. Ömer yine çağrılıp bu âyetler kendisine okundu. Âyet okunurken:

“...Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?"  lafzına ulaştıklarında Ömer:

“Vazgeçtik! Vazgeçtik!" demeye başladı.

İbn Ebî Hâtim, Enes'ten bildiriyor: Önceleri içki içerdik. "Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür..." âyeti nazil olunca:

“Bize faydalı olacak şekilde içeriz" demeye başladık. Ancak:

“Ey Mü’minler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz" âyeti nazil olunca:

“Tamam, içmekten vazgeçtik!" dedik.

Hatîb, Târih'de Hazret-i Âişe'den bildiriyor:

“Bakara Sûresi nazil olunca içinde içkiyi yasaklayan hüküm de nazil oldu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) içki içilmesini yasakladı."

İbn Ebî Hâtim, Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor:

“Duruluğu gidip geriye bulanıklığı (tortusu) kaldığı içindir ki içkiye "hamr" denilmiştir."

Abd b. Humeyd, Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Ömer'den bildiriyor: (.....) ifadesi, kumar anlamına gelir."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Ömer'den bildiriyor: (.....) ifadesi kumar anlamına gelir. Kumara bu ismin verilmesi, kumarda:

“Ortaya şu şu kadar koy" denilmesi gibi: (Ortaya deve koyun) demelerindendir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve en-Nehhâs, en-Nâsih'de  bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Burada «Meysir» ifadesinden kasıt kumardır. Cahiliye döneminde kişi kumarda ailesini ve malını ortaya koyardı. Kazanan kişi de karşı tarafın ailesi ile malını alırdı. Âyette içkinin içilmesi durumunda kişinin dinini büyük bir miktarda eksilteceği ifade edilmiştir. İçkinin faydası da içme anında kişiye verdiği lezzet ve neşedir. Ancak içkinin içilmesi durumunda kişinin dininden eksilttiği miktar onu içerken alınan zevkten daha fazladır. Daha sonra Yüce Allah:

“Ey Mü’minler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın.." âyetini indirdi. İnen bu âyetin ardından müslümanlar namaz kılmaya yakın içki içmezlerdi. Ancak yatsı namazını kıldıktan sonra içerlerdi. Öğle namazı vakti gelinceye kadar da sarhoşlukları gitmiş olurdu. Ancak içki içen bazı müslümanlar sarhoşluktan dolayı birbirleriyle dövüşüp Allah'ın razı olmayacağı bazı sözler sarfedince:

“Ey Mü’minler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz" âyeti nazil oldu. Bu şekilde içki tümden yasaklandı.

İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs::

“Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Bu âyetin hükmünü:

“Ey Mü’minler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz" âyeti neshetti."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“...Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“İçkinin ilk yerilmesi onun büyük bir günah olduğunun ifade edilmesiyle olmuştur. İçki ile kumarın faydaları da içki satışından elde edilen kazanç ve kumarda kazanılan develerdir."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Bunların faydaları her ikisinin yasaklamasından öncedir. Günah olmaları da yasaklanmalarından sonradır."

"...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesînîz"

İbn İshâk ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildiriyor: Sahabelerden bir grup Allah yolunda infakta bulunulması emrinden sonra Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:

“Mallarımız konusunda verilen infak emrinin ne olduğunu bilmiyoruz. Mallarımızın ne kadarını infak edelim?" diye sordular. Bunun üzerine:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyeti nazil oldu. Zira daha önceleri kişi sadaka olarak bütün malını verirdi ki artık sadakasını verecek malı kalmazdı. Ama tüm malı gittiği için yiyecek bir şeyi de kalmaz bu sefer kendisine sadaka verilirdi."

İbn Ebî Hâtim, Ebân vasıtasıyla Yahya'dan bildiriyor: Bana bildirilene göre Muâz b. Cebel ile Sa'lebe, Resûlullahfa (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip:

Resûlallah! Bizim kölelerimiz ve ailelerimiz var. Mallarımızdan ne kadarını infak edelim?" diye sordular. Bunun üzerine:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyeti nazil oldu."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve en-Nehhâs, en-Nâsih'de  bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyetini açıklarken:

“Bundan kasıt mallarınızdan önemsemeyeceğiniz, yokluğu hissedilmeyecek şeylerdir. Bu da zekat farz kılınmadan önceydi" demiştir.

Vekî', Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, en-Nehhâs, en-Nâsih'de, Taberânî ve Beyhakî, Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Burada ihtiyaç fazlasından kasıt kişinin ailesine yaptığı harcamalardan arta kalandır."

İbnu'l-Münzir, Atâ b. Dînâr el-Hüzelî'den bildiriyor: Abdulmelik b. Mervân, Saîd b. Cübeyr'e bir mektup yazıp (.....) ifadesinin ne anlama geldiğini sordu. Saîd de cevaben şöyle yazdı:

“Afv ifâdesinin üç anlamı vardır. Birincisi günahların bağışlanmasıdır. İkincisi infak edilecek miktarla ilgilidir ki Yüce Allah: (Sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de."  buyurur. Üçüncüsü ise insanların birbirlerine yapacağı iyilik anlamındadır ki Yüce Allah: (Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna...)" buyurur."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî):

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“İhtiyaç fazlası denilmesinin sebebi, kişinin bütün malını verip sonra kendisi başkalarına el açacak hale düşmemesi içindir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Atâ: (.....) ifadesini:

“İhtiyaç fazlası" olarak açıklamıştır.

Abd b. Humeyd'in İbn Ebî Necîh vasıtasıyla bildirdiğine göre Tâvus bu âyeti açıklarken: (.....) ifadesi herşeyin azı, önemsizi anlamına gelir" demiştir. Mücâhid ise bu konuda: (.....) ifadesi farz kılınan sadaka yani zekat anlamındadır" demiştir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..."âyetini açıklarken şöyle demiştir:

“Burada herhangi bir miktar belirlenip farz kılınmamıştır. Yüce Allah daha sonra:

“(Sen (mallarından) fazla olanı al ve uygun olanı emret...)" buyurmuştur. Daha sonra ise infak konusunda farz olan miktar oranları da belirtilerek nazil olmuştur."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de..." âyetini açıklarken:

“Daha sonra nazil olan zekat âyetiyle bu âyetin hükmü neshedildi" demiştir.

Buhârî ve Nesâî, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“En iyi sadaka, verildiğinde veren kişiyi başkalarına muhtaç bırakmayacak olan sadakadır. Veren el alan elden üstündür. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla" buyurdu. Zira kadın, kocasına:

“Ya beni doyurursun ya da boşarsın!" der. Köle, efendisine:

“Karnımı doyur ve beni öyle çalıştır!" der. Çocuk da babasına:

“Önce beni doyur! Başkasına verip beni kime bırakacaksın!" der.

İbn Huzeyme, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“En iyi sadaka, verildiğinde veren kişiyi başkalarına muhtaç bırakmayacak olan sadakadır. Veren el alan elden üstündür. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla" buyurdu. Zira karın sana:

“Ya beni doyurursun ya da boşarsın!" der. Kölen, sana:

“Ya karnımı doyur ya da başkasına sat!" der. Çocuğun da sana:

“Başkasına (para) verip bizi kime bırakacaksın!" der.

Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Nesâî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“En iyi sadaka, kişinin ihtiyaç fazlası olarak verdiği sadakadır. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla" buyurmuştur.

Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Cerîr, İbn Hibbân ve Hâkim, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) müslümanların sadaka vermesini isteyince adamın biri:

Resûlallah! Benim bir dinarım var" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Onu kendi ihtiyaçların için kullan" buyurdu. Adam:

“Bir dinarım daha var" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Onu da çocuklarının ihtiyaçları için harca" buyurdu. Adam:

“Bir dinarım daha var" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Onu da hanımının, ihtiyaçları için harca" buyurdu. Adam:

“Bir dinarım daha var" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Onu da hizmetçinin ihtiyaçları için harca" buyurdu. Adam:

“Bir dinarım daha var" deyince, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Onu da ne yapacağını artık sen bilirsin" karşılığını verdi.

İbn Sa'd, Ebû Dâvud ve Hâkim, Câbir b. Abdillah'tan bildiriyor: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanındayken adamın biri (Ebû Husayn es-Sülemî) tavuk yumurtasını andıran bir altın parçasıyla geldi ve:

Resûlallah! Bir madende bunu buldum. Sadaka olarak veriyorum, al. Başka da bir şeyim yok" dedi. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ondan yüz çevirdi ve altın parçasını almadı. Adam bu kez Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sağından geldi ve aynı şeyleri söyledi. Allah Resûlü yine adamdan yüz çevirdi. Adam bu kez sol tarafından yaklaştı ve yine aynı şeyi söyledi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine yüz çevirdi. Adam bir daha Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) arkasından gelince Allah Resûlü altını ondan aldı ve üzerine fırlattı. Adama değseydi onu canını yakar, onu yaralardı. Sonra şöyle buyurdu:

“Biriniz sahip olduğu bütün malla gelip bu sadakadır diye veriyor. Sonra diğer insanlara el açıyor. En iyi sadaka ihtiyaç dışı verilen sadakadır. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla. "

Buhârî ile Müslim'in Hakîm b. Hizâm'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Veren el alan elden üstündür. Sadaka vermeye bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla. En iyi sadaka, ihtiyaç dışı verilen sadakadır. İhtiyaç sahibi olduğu halde başkasına el açmayan kişiyi Yüce Allah iffetli biri kılar. Başkasına muhtaç kalmak istemeyen kişiyi de Yüce Allah başkasına muhtaç bırakmaz"

Müslim ile Nesâî, Câbir'den bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) adamın birine:

“Sadaka vereceksen önce kendinden başla. Bir şey artarsa bunu ailene harca. Ailene harcadıktan sonra bir şey artarsa akrabalarına harca. Onlara harcadıktan sonra yine artarsa o zaman şuraya buraya (etrafındakilere) dağıtmaya başlarsın" buyurdu.

Ebû Ya'lâ ile Hâkim'in Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç çeşit el vardır. Birincisi ve en üstün el Yüce Allah'ın (cömert) elidir. Bundan sonra gelen el de başkalarına veren eldir.. Bir diğeri de kıyamet gününe kadar hep altta kalacak olan, isteyen ve başkalarına açılan eldir. Elinden geldiği kadarıyla başkalarına avuç açıp bir şeyler isteme. Şayet sana rızıklar verilmişse bu rızkı (başkalarına sadaka vererek) üzerinde göster. Sadaka vermeye bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla ve ihtiyaç fazlası malını insanlara dağıt. Geçinecek kadar biriktirmenden dolayı da kınanmazsın. "

Ebû Dâvud, İbn Hibbân ve Hâkim'in Mâlik b. Nadla'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Üç çeşit el vardır. Birincisi ve en üstün el, Yüce Allah'ın (cömert) elidir. Bundan sonra gelen el de başkalarına veren eldir. Bir diğeri de altta kalan eldir ki bu da isteyen ve başkalarına açılan eldir. İhtiyacından arta kalanı başkalarına ver, ancak kendi kendini de muhtaç duruma düşürme. "

Ahmed, Ebû Dâvud, Nesâî ve Hâkim, Ebû Saîd el-Hudrî'den bildiriyor: Adamın biri Mescid'e girdi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) cemaatin sadaka olarak ortaya giysi atmalarını söyledi. Toplanan giysilerden o adama iki tane verdi. Ardından bir daha sadaka verme konusunda cemaate teşviklerde bulundu. İki giysiyi alan adam bunlardan birini gelip ortaya atınca Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) adama:

“Giysini geri al!" diye çıkıştı."

Ebû Dâvud, Nesâî ve Hâkim'in Abdullah b. Amr'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bakmakla yükümlü olduğu kişileri ihmal etmesi kişiye günah olarak yeter" buyurmuştur.

Bezzâr'ın Sa'd b, Ebî Vakkâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Veren el alan elden daha üstündür. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla" buyurmuştur.

Ahmed, Müslim ve Tirmizî'nin Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanoğlu! İhtiyaç fazlası olan malını dağıtman senin için iyi, elinde tutman ise kötüdür. Geçimini sağlayacak kadarını elinde tutmandan dolayı da.kınanmazsın. Sadaka vermeye de bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla. Bil ki veren el alan elden daha üstündür. "

İbn Adiy ve Beyhakî, Şuab'da Abdurrahman b. Avf'dan bildiriyor: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana:

“Ey Avfın oğlu! Sen zenginlerden birisin ancak Cennete sürünerek girebileceksin! Allah'a borç ver de sana ayaklarını bağışlasın" buyurdu. Ona:

Resûlallah! Allah'a neyi borç vereceğim?" diye sorduğumda:

“Akşam vakti, o gün sahip olduğun malı dağıtıp ondan kurtularak" karşılığını verdi. Ona:

Resûlallah! Hepsini mi dağıtıp kurtulayım?" diye sorduğumda:

“Evet!" karşılığını verdi. Ben oradan ayrılıp bana denileni yerine getirmeye çalışırken o arada Cebrâîl, Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve:

“Avfın oğluna söyle misafirini iyice ağırlasın, yoksulları doyursun, kendisinden bir şeyler isteyenlere istediklerini versin. Sadaka vermeye bakmakla yükümlü olduğu kişilerden başlasın. Şayet bunları yaparsa içinde bulunduğu zenginliği temizlemiş olur" dedi.

Beyhakî, Şuab'da Rekb el-Mısrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Değerini düşürmeden tevazu gösterene ne mutlu. Miskinliğe düşmeden boyun eğene ne mutlu. Günaha bulaşmadan topladığı malı infak edene ne mutlu. Yoksul ve miskinlere merhamet edene ne mutlu. Fıkıh ve hikmet ehli ile beraber olana ne mutlu. Ne mutlu boyun eğene, helal kazancı olana! Gizlisi salih, açığı cömert olana ne mutlu. Kötülüğünü insanlara bulaştırmayana, ihtiyaç fazlası malını infak edene, gereksiz konuşmayana ne mutlu!"

Bezzâr, Ebû Zer'den bildiriyor:

Resûlallah! Namaz için ne dersin?" diye sorduğumda:

“Bütün amellerin tamamlayıcısıdır" karşılığını verdi. " Resûlallah! Peki, sadakayı sorsam?" dediğimde:

“Sadaka şaşılacak bir şeydir" karşılığını verdi. " Resûlallah! En hayırlı veya değerli ameli sana soramadım" dediğimde:

“Hangisi o?" diye sordu. "Oruç" dediğimde:

“Onun gibi değerlisi yoktur" karşılığını verdi. " Resûlallah! Hangi sadaka..." (Ravi burada bir cümle zikreder ve Ebû Zer'den naklen şöyle devam eder:) "Bunu yapamazsam?" dediğimde:

“Yemeğinden artanı verirsin" buyurdu. "Bunu da yapamazsam?" dediğimde:

“Bir hurma parçası verirsin" buyurdu. "Bunu da yapamazsam?" dediğimde:

“Güzel bir söz söylersin" buyurdu. "Bunu da yapamazsam" dediğimde:

“Kötülüklerini insanlardan uzak tut. Bu şekilde kendi kendine sadaka vermiş olursun" buyurdu. "Bunu da yapamazsam?" dediğimde ise:

“Kendinde hayırdan hiçbir şey bırakmak istemiyorsun galiba?" karşılığını verdi.

Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, Ebû Kılâbe vasıtasıyla Esmâ'dan, o da Sevbân'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin infak edeceği en değerli dinar (para) ailesine, Allah yolunda hazırlamak üzere atına ve Allah yolunda arkadaşına harcayacağı dinardır."

Ebû Kılâbe der ki:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu şekilde infak işinde önce aileden başladı. Zira küçük çocuklarına infakta bulunup onları kimselere muhtaç bırakmayan, Allah'ın kendisiyle onları faydalandırdığı ve muhtaç bırakmadığı kişiden daha büyük sevabı kim alabilir?"

Müslim ve Nesâî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah yolunda harcadığın bir dinar, köle azat etmekte harcadığın bir dinar, yoksula infak ettiğin bir dinar ile ailene infak ettiğin bir dinar arasında sevap bakımından en değerli olanı ailen için harcadığın dinardır."

Müslim, Hayseme'den bildiriyor: Abdullah b. Amr ile birlikte oturuyorken yanına vekili geldi. Abdullah ona:

“Kölelerin yemeğini verdin mi?" diye sorunca, vekili:

“Hayır!" karşılığını verdi. Bunun üzerine Abdullah ona şöyle dedi:

“O zaman git ve onlara yemeğini yer! Zira Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Kişiye, sahip olduğu kişilerin yemeğini vermeyip bekletmesi günah olarak yeter» buyurmuştur."

Beyhakî, Şuab'da Küdeyr ed-Dabbî'den bildiriyor: Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) bir bedevi geldi ve:

“Cennete girmemi sağlayacak ve Cehennemden uzak tutacak bir amel söyle" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Adaleti söyle ve ihtiyaç fazlası malını infak et" buyurunca, bedevi:

“Bu bana ağır gelir. Zira her zaman adaleti söyleyemem ve malımdan ihtiyaç fazlasını veremem" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“O zaman başkalarına yemek ikramı yap ve selamı yay" buyurunca, bedevi:

“Vallahi bu da bana ağır gelir" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Develerin var mı?" diye sorunca, bedevi:

“Var!" dedi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“O zaman bir deve ve bir tulum ayır, ancak gün aşırı su içebilen bir ailenin su ihtiyacını karşıla. Deven helak olmadan ve tulumun yırtılmadan umarım Cenneti hakedersin" buyurdu. Bedevi tekbîr getirerek oradan ayrıldı. Daha sonraları şehit düştü.

İbn Sa'd, Târik b. Abdillah'tan bildiriyor: Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiğimde hutbe veriyordu. Hutbesinde şöyle buyurduğunu işittim:

"Sadaka verin, zira sadaka vermek sizler için pek hayırlıdır. Veren el alan elden üstündür. Sadaka vermeye annen, baban, kızkardeşin, erkek kardeşin, sonra da yakınlık sırasına göre bakmakla yükümlü olduğun kişilerden başla."'

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“...Böylece Allah, dünya ve âhiret hususunda düşünesiniz diye size âyetleri açıklar..." âyetini açıklarken:

“Dünyanın gelip geçiciliği ile âhiretin geleceği ve baki kalacağı hakkında düşünmektir" demiştir.

Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Katâde:

“...Böylece Allah, dünya ve âhiret hususunda düşünesiniz diye size âyetleri açıklar..." âyetini açıklarken:

“Ahiretin dünyadan daha üstün olduğunu bilesiniz diye" demiştir.

Abd b. Humeyd ile İbn Ebî Hâtim, Saik b. Hazn et-Temîmî'den bildiriyor: Hasan(-ı Basrî)'nin:

“...Böylece Allah, dünya ve âhiret hususunda düşünesiniz diye size âyetleri açıklar..." âyetlerini okuduktan sonra şöyle dediğini işittim:

“Vallahi bunu düşünen kişi dünyanın imtihan yeri olduğunu ve yok olup gideceğini, âhiretin de ceza yeri ve dar-ı beka olduğunu bilecek, görecektir."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde bu âyetleri açıklarken şöyle demiştir:

“Dünya ve âhireti hakkıyla düşünenler birinin diğerine üstünlüğünü anlayacaktır. Dünyanın imtihan yeri olduğunu ve yok olup gideceğini, âhiretin de dar-ı beka ve ceza yeri olduğunu bilecek, görecektir. Siz dünyadan yüz çevirip âhirete yönelenlerden olun."

219 ﴿