34

"Bîr zaman: «Allahım! Eğer bu, senin katından gelmiş bîr gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bîze elem verici bîr azap getir!» demişlerdi. Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de onun dostu değiller. Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar"

Buhârî, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, Delâil'de Enes b. Mâlik'ten bildirir: Ebû Cehil b. Hişâm:

“Allahım! Eğer bu senin katından gelmiş bîr gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir!" deyince:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyeti nazil oldu.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde bu âyeti açıklarken:

“Ebû Cehil b. Hişâm hakkında nazil oldu" demiştir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Bir zaman: «Allahım! Eğer bu senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir!" demişlerdi» âyetini açıklarken:

“Nadr b. el-Hâris hakkında nazil oldu" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Allahım! Eğer bu senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir..." âyetini açıklarken:

“Bunu diyen Nadr b. el-Hâris'ti" demiştir.

İbn Cerîr, Atâ'dan bildirir: Nadr b. el-Hâris hakkında on küsur âyet nazil olmuştur. Bunlardan bazıları:

“Allahım! Eğer bu senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir...", "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.", "Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz..." ve, "Biri çıkıp gelecek azabı sordu" âyetidir.

İbn Merdûye, Büreyde'den bildirir: Uhud savaşında Amr b. el-Âs'ın, atının üzerine durup:

“Allahım! Şayet Muhammed'in söyledikleri gerçek ise atımla birlikte beni yerin dibine geçir!" dediğini işittim.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirir: Müşrikler Kâbe'yi tavaf ederken:

“Allahım! Emrine amadeyiz! Senin hiçbir ortağın yoktur" derlerdi. Bunu duyan Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de:

“Yeter! Bu kadarı yeteri" buyururdu. Ancak onlar:

“Sadece bir ortağın vardır, o senindir. Hem ona hem de onun sahip olduklarına sahipsin!" diye devam ederlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini indirdi. Azaptan yana onlar için biri Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) biri de istiğfar olmak üzere iki tane güvence vardı. Peygamber gidince geriye sadece istiğfar kaldı. Bu azap dünyada iken gelecek azap içindir. "Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..."âyetindeki azap ise âhiretteki azap hakkındadır.

İbn Cerîr, Yezîd b. Rûmân ve Muhammed b. Kays'tan bildirir: Kureyşliler birbirlerine:

“Allah içimizden Muhammed'e mi ihsanda bulundu? "Allahım! Eğer bu senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir..." dediler. Akşam olunca da:

“Allahım! Bizi bağışla" demeye başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah:

“Sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de onun dostu değiller. Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar" âyetlerini indirdi.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, İbn Ebzâ'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken Yüce Allah:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi..." âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret edince:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini indirdi. Bunlar da Mekke'de kalan ve Allah'tan bağışlanma dileyen Müslümanlarda Ancak bu Müslümanlar da Mekke'den çıkınca Yüce Allah:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de onun dostu değiller. Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar" âyetini indirdi. Bu azabı da onlara Mekke'nin fethinde tattırdı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Atiyye'den bildirir:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi..." buyruğunda kastedilen kişiler müşriklerdir ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) içlerinden çıkana kadar Yüce Allah onlara azap göndermeyeceğini bildirilmiştir. "...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyruğunda bağışlanma dileyenlerden kasıt, Mekke'de bulunan Müslümanlardır. Daha sonra Yüce Allah müşriklere yönelik:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de onun dostu değiller. Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar" buyurmuştur.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken:

“Şayet bağışlanma dileyip günahlarını itiraf etselerdi mümin olurlardı" demiştir. "Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." âyetini açıklarken de:

“Bağışlanma dilemiyorlarsa onlara neden azap vermeyeyim?" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken:

“Sen onların içlerinde bulunduğun sürece Allah onlara azap göndermez. Onların Müslüman olmaları beklenirken de azap gönderecek değildir" demiştir.

Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Kelbî:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken:

“İçlerinde hâlâ Müslüman olma ihtimali olanlar varken Yüce Allah onlara azap gönderecek değildir" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İkrime:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken:

“Hâlâ içlerinde Müslüman olanlar varken azap gönderecek değildir" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Âtâ b. Dînâr'dan bildirir: Saîd b. Cübeyr'e istiğfar konusu sorulunca:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini okudu ve şöyle dedi:

“Bunlar bağışlanmaya yönelik ameller yapanlardır. Bana bildirilene göre sadece dilleriyle bağışlanma dileyen ancak hem Müslüman, hem de diğer dinlerden olduğunu söyleyen kişiler de Cehenneme gideceklerdir."

İbn Cerîr ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime ile Hasan:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken şöyle demişlerdir: Bu âyetin hükmü:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." âyetiyle neshedilmiştir. Ki daha sonra müşriklerle Mekke'de savaşılmış, ablukaya alınıp aç kalmışlardır.

Ebu'ş-Şeyh, Süddî'den bu yorumun benzerini zikreder.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ebû Mâlik'ten bildirir:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi..." buyruğunda kastedilen kişiler Mekke ahalisidir. "...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyruğunda kastedilen kişiler, Mekkelilerin içinde bulunan ve bağışlanma dileyen müminlerdir.

Beyhakî, Şuabu'l-îman'da Katâde'den bildirir:

“Kur'ân hastalığınızı da bunun devasını da size bildirmektedir. Hastalığınız günâhlarınızda. Bunun devası da istiğfardır."

Beyhaki'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Size hastalığınızı ve bunun devasını söyleyeyim mi? Hastalığınız günahlarınızdır. Bunun devası da istiğfardır" buyurmuştur.

İbn Ebi'd-Dünya ve Beyhakî, Ka'b'dan bildirir:

“Kul küçük bir günah işleyip de bunu basit görür, pişman olmaz ve bağışlanma dilemezse bu günah büyüyerek Allah'ın katında dağ kadar olur. Büyük günah işleyip de buna pişman olur ve bağışlanma dilerse bu büyük günah, Allah katında küçülür ve sonunda bağışlanır."

Tirmizî'nin Ebû Mûsa el-Eş'arî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyurarak ümmetime yönelik bana iki güvence verdi. Ben göçüp gittiğimde istiğfarı kıyamete kadar onlara bırakmış olacağım.

Ebu'ş-Şeyh, Hâkim ve Beyhakî, Şuabu'l-îman'da Ebû Hureyre'den bildirir: Sizlere verilmiş iki güvence vardı. Biri gitti diğeri kaldı. Yüce Allah:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyurmuştur.

İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, İbrr Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah bu ümmete iki güvence vermiştin Bu iki güvence sizde olduğu müddetçe azaptan beri olursunuz. Bu iki güvenceden birini Yüce Allah katına almıştır. Diğeri de hâlâ elinizin altındadır. O da Yüce Allah'ın:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyruğudur.

İbn Cerîr, Ebu'ş-Şeyh, Taberânî, İbn Merdûye, Hâkim ve İbn Asâkir, Ebû Mûsa el-Eş'arî'den bildirir: Yüce Allah:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyurarak azaptan yana size iki güvence vermiştir. Bunlardan biri olan Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat edip Allah'ın katına gitmiştir. İstiğfar ise kıyamete kadar aranızda kalacaktır.

Beyhakî, Şuabu'l-îman'da İbn Abbâs'tan bildirir:

“Bu ümmetin Allah'ın azabına yönelik biri Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) biri de istiğfar olmak üzere iki güvencesi vardı. Bunlardan biri olan Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat etti. Geriye bir tane güvence kaldı ki o da istiğfardır."

Ahmed'in Fadâle b. Ubeyd'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kul bağışlanma dilediği sürece Allah'ın azabından yana güvendedir" buyurmuştur.

Ahmed ve Beyhakî, el-Esmâu ve's-Sifâfte Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Şeytan:

“«Rabbiml İzzetine andolsun ki ruhları bedenlerinde durduğu müddetçe kullarını saptıracağım» deyince, Yüce Allah: «İzzetim ve celalime andolsun ki benden bağışlama diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım» karşılığını verdi.

Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah çokça bağışlanma dileyen kişiye her derdinden bir kurtuluş yolu, her sıkıntısında bir çıkış yolu gösterir ve beklemediği yerden ona rızıklar ihsan eder."

Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de, Nesâî ve İbn Mâce'nin Abdullah b. Büsr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Amel defterinde çokça istiğfar bulunan kişiye ne mutlu!" buyurmuştur. :

Hakîm et-Tirmizî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kalplerin de demirde olduğu gibi pası olur. Kalbin cilası da istiğfardır" buyurmuştur.

Hakîm et-Tirmizî'nin Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Elinizden geldiği kadar çokça istiğfar edin. Zira Allah'ın yanında istiğfardan daha sevimli ve kişiyi daha fazla muvaffak kılacak bir şey yoktur" buyurmuştur.

Ahmed, Zühd'de Muğîs b. Sümey'den bildirir: Sizden önceki topluluklardan çokça günah işleyen bir adam vardı. Bir gün yolda yürürken geçmişte yaptıkları aklına geldi ve:

“Allahım! Beni bağışla" dedi. Bu halde iken de ölünce bağışlandı.

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Zühd'de bildirdiğine göre Ebu'd-Derdâ:

“Amel defterinde az da olsa istiğfar bulunan kişiye ne mutlu!" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Sa'id el-Hudrî'den bildirir:

“Kendisinden başka ilah olmayan, hep diri kalan ve her şeyi ayakta tutan Allah'tan bağışlanma diler ona tövbe ederim" diyen kişi, günahları denizlerdeki köpükler kadar olsa dahi bağışlanır.

Ebû Dâvud, Tirmizî, Şemâıl'de ve Nesâî, Abdullah b. Amr'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında güneş tutulması oldu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza durdu. Kıyamı o kadar uzun tuttu ki sanki rükû'a gitmeyecek gibiydi. Sonra rükû'a gitti, ancak rükû'u o kadar uzun tuttu ki sanki kalkmayacak gibiydi. Sonra kalktı, ancak kalktıktan sonra o kadar uzun durdu ki sanki secdeye gitmeyecek gibiydi. Sonra secdeye gitti ancak secdeyi o kadar uzun tuttu ki sanki başını kaldırmayacak gibiydi. Sonra başını kaldırdı, ancak kalktıktan sonra o kadar uzun durdu ki sanki secdeye gitmeyecek gibiydi. Sonra bir daha secdeye gitti ve yine o kadar uzun durdu ki sanki hiç kalkmayacak gibiydi. Sonrasında ikinci rekata kalktı ve onu da ilk rekattaki gibi kıldı. İkinci rekatta da secdelerini bitirdikten sonra üfledi ve:

“Rabbim! Ben içlerindeyken onlara azap vermeyeceğine dair söz vermemiş miydin? Allahım! Bağışlanma diledikleri sürece onlara azap vermeyeceğine dair söz vermemiş miydin? Biz de senden bağışlanma diliyoruz" buyurdu. Bu şekilde namazını bitirince güneş de açılmıştı.

Deylemî'nin Osmân b. Ebi'l-Âs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yeryüzünde Allah'ın azabından yana iki güvence vardır. Birinci güvence benim varlığım, ikincisi ise istiğfardır. Zamanı gelince ben gideceğim, ancak istiğfar kalacaktır. Onun için her bir günah ve suç için bağışlanma dilemeye çalışın."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Nehhâs, Nâsih'de ve Beyhakî, Delâil'de bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Yüce Allah bir kavmi peygamberleri henüz içlerindeyken azaplandıracak değildir. Azap gönderecekse de Peygamberleri oradan çıktıktan sonra gönderir. Aynı şekilde bir toplulukta ezelde Müslüman olmaları takdir edilen kişiler Allah'tan af dileyip iman edeceklerinden dolayı bunlar varoldukça da Allah azap göndermez. Yüce Allah kafirlere de:

“Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır..." buyurmuştur. Burada temizi pisten ayırmaktan kasıt, kimin mutlu kimin de bedbaht olacağını belirlemektir. Yüce Allah Mekke müşrikleri konusunda da:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." buyurmuş, azapları da Bedir savaşında boyunlarının kılıçla vurulmasıyla gerçekleşmiştir.

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah önce:

“...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyurmuş sonra da:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." buyurarak müşrikleri bundan istisna etmiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, Nehhâs ve Ebu'ş-Şeyh, Dahhâk'tan bildirir:

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi..."buyruğunda kastedilen kişiler Mekke'deki müşriklerdir. "...Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir" buyruğunda kastedilen kişiler Mekke'deki müminlerdir. "Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." buyruğunda kastedilen kişiler ise Mekke kafirlerdir.

İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr:

“Yoksa Mescıd-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." âyetini açıklarken:

“Azapları Mekke'nin fethedilmesiyle gerçekleşti" demiştir.

İbn İshâk ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abbâd b. Abdillah b. ez- Zübeyr:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." âyetini açıklarken:

“İddia ettikleri faziletler kendilerinde bulunmasına rağmen Allah'ın âyetlerini inkar edip elçilerini yalanladıkları sürece Allah onlara neden azap etmesin" demiştir.

İbn İshâk ile İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Urve b. ez-Zübeyr:

“Yoksa Mescid-i Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin..." âyetini açıklarken:

“Sen ve sana tâbi olanlar gibi Allah'a iman edip ona ibadet edenleri Mescid-i Haram'dan alıkoyarlar" demiştir. "...Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır..." âyetini açıklarken de:

“Bu sakınanlar sen ve sana tâbi olanlar, orada ibadetlerini yaparlarken Mescid-i Haram'dan çıkarılanlardır" demiştir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Micâhid:

“...Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır..." âyetini açıklarken:

“Her kim ve her nerede olurlarsa olsunlar oranın bakımına ehil olanlar, ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır" demiştir.

Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de, Taberânî ve Hâkim, Rifâa b. Râfi'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ömer'e:

“Bana kavmini (Kureyşlileri) topla" buyurdu. Ömer kavmini toplayıp Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) kapısına dayandılar. Ömer içeri girip:

“Kavmimi topladım" dedi. Ensâr bunu duyunca:

“Kureyşliler hakkında vahiy indi" demeye başladılar ve ne denileceğini, ne olacağını görmek, duymak için onlar da oraya gittiler. Bir zaman sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyşlilerin karşısına çıktı ve:

“İçinizde sizden olmayanlar var mı?" diye sordu. "Evet! Aramızda anlaşmalılarımız, kız kardeşlerimizin oğulları ve azatlılarımız var" dediklerinde, Allah Resûlü şöyle buyurdu:

“Anlaşmalımız bizdendir. Kadın tarafından kabile hısımları. da bizdendir. Azatlılarımız da bizdendir. Beni dinleyin! Bilin ki benim dostlarım müttakilerdir. Şayet muttaki olacaksanız benim dostlarım olursunuz. Ancak olmayacaksanız dikkat edin de kıyamet gününde insanlar güzel amellerle huzura çıkarken siz günahlarla çıkmayın ki sizden yüz çevrilmesin."

Buhârî, el-Edebu'l-Müfred'de Ebû Hureyre'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bazı akrabalıklar bazılarından daha yakın .olsa da kıyamet gününde benim dostlarım müttakiler olacaktır. Onun için diğer insanlar güzel amellerle huzura gelirken siz dünya malını boynunuzda taşır bir şekilde çıkıp sonra: «Ey Muhammed!» diye benden yardım istemeyin. Zira o zaman ben de ondan şu şekilde yüz çevirip: «Olmaz» diyeceğim" buyurdu ve her iki tarafını da yüz çevirir gibi döndürdü.

Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî, Sünen'de Enes'ten bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Senin yakınların kimlerdir?" diye sorulunca:

“Her bir müttaki benim yakınımdır" karşılığını verdi ve:

“...Onun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır..." âyetini okudu.

Ahmed, Buhârî ve Müslim'in Amr b. el-Âs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Filanın ailesinden olanlar benim asıl dostlarım değildir. Benim dostlarım Allah ve salih müminlerdir" buyurmuştur.

Ahmed'in Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bana en yakın olanlar, her kim ve her nerede olurlarsa olsunlar müttaki olanlardır" buyurmuştur.

34 ﴿