5"Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, naçıazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir" İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: “Haram aylar çıkınca..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Bunlar dört aydır. Zilhicce ayının onundan başlar Muharrem, Safer, Rabîulevvel ayları ile Rabîulahir ayından on günlük bir süreyi kapsar." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: “Haram aylar çıkınca..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Zilka'de'den on gün, Zilhicce ve Muharrem ayları olmak üzere yetmiş günlük bir süredir." Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid: “Haram aylar çıkınca..."âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bunlar, "Yeryüzünde dört ay daha dolaşın..." âyetinde zikredilen dört aydır. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: “Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Kureyşliler arasında bir anlaşma vardı ve bu anlaşmanın süresi Kurban bayramının birinci gününden başlamak üzere dört ay sonrasında bitiyordu. Anlaşması olmayan topluluklar için de verilen süre Muharrem ayının bitimiydi. Yüce Allah bu süre bittiği zaman Allah'tan başka ilah olmadığına Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet edene kadar Harem bölgesi içinde veya dışında veya Kâbe'nin yanında müşriklerle savaşmasını Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) emretti." İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bildirir: Yüce Allah'ın Kitâb'ında zikredilen ve Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile müşrikler arasında yapılan her türlü sözleşme ve her türlü anlaşmayı: “...Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin.." âyeti geçersiz kılmıştır. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: “...Onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin..." âyetini açıklarken: “Onların hareket alanlarını daraltıp sıkıştırın ve başka kentlere ticaret için gitmelerine izin vermeyin" demiştir. İbn Ebî Hâtim, Ebû İmrân el-Cevnî'den bildirir: Nöbet bekleme (ribât) Allah'ın Kitâb'ında: “...Her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin..."buyruğuyla ifade edilmiştir. Ebû Dâvud, Nâsih'de İbn Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah önce: “Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün..." buyurmuş, sonrasında bu âyetin genel hükmünü: “...Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın.." istisnasıyla neshetmiştir. Genel hükmü nesheden başka bir istisna da: “Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı..." buyruğuyla ifade edilmiştir. İbn Mâce, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, es-Sala?öa, Bezzâr, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, Hâkim, ibn Merdûye ve Beyhakî, Şuobu'l-îman'da Rabî' b. Enes vasıtasıyla En es b. Mâlik'ten bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Her kim dünyadan Allah'a tam bir ihlas ile, O'na hiçbir şeyi ortak koşmadan ve sadece O'na kulluk ederek, namazlarını kılmış, zekatını vermiş bir şekilde ayrıhrsa Allah ondan razı bir şekilde ayrılmış olur" buyurdu. İşte resûllerin getirdiği ve nefsi arzular ile sözlerin çoğalıp birbirine karışmasından önce Rableri katından tebliğ ettikleri din budur. Yüce Allah'ın Kıtâb'ındaki: “...Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın..." âyeti da bunu desteklemektedir. Bunların tövbeleri de putları kırıp sadece Rablerine ibadet etmeleridir. Ebu'ş-Şeyh, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: “...Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın..." âyeti, kıble ahalisinin kanlarını haram kılmıştır. Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde: “...Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: “İnsanlar üç kısımdır. Bir kısmı zekat ödemek zorunda olan Müslümanlardır. Diğeri cizye vermesi gereken müşriklerdir. Üçüncüsü de malının onda birini verdikten sonra güven içinde ticaret yapmalarına izin verilen muhâriblerdir." Hâkim, Mus'ab b. Abdirrahman'dan, o da babasından bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'yi fethettikten sonra Tâif üzerine gitti. Tâif'i yedi veya sekiz gün boyunca kuşatma altında tuttu. Bir sabah veya akşam hamlesi de yaptıktan sonra konakladı. Konakladığında tekbir getirdi ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Ben sizlerin öncüsüyüm. Ehli beyt'ime iyi davranmanızı öğütlüyorum. Buluşmamız da Cennetteki havuzun başında olacaktır. Nefsim elinde olana yemin olsun ki ya namazı kılar, zekatı verirler ya da benden veya benim gibi olan birini üzerlerine gönderir, savaşçılarının boyunlarını vurup, çoluk çocuklarını da esir alır." Bunu dinleyen Müslümanlar bu kişinin Ebû Bekr veya Ömer olduğunu düşündüler; ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ali'nin elinin tuttu ve: “O kişi de budur!" buyurdu. İbn Sa'd sahabelerden biri olan Abdurrahman b. Rabî' ez-Zafarî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Eşca ' kabilesinden bir adamdan zekat alınması için birini gönderdi. Ancak adam, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından gelen adamı boş bir şekilde geri çevirdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Adamın yanına git! Şayet zekatı vermezse boynunu vur!" buyurdu. |
﴾ 5 ﴿