50"Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık..." âyetini açıklarken: "Zira annesi İsa'yı babasız bir şekilde doğurdu" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Rabî' b. Enes: "Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık..." âyetini açıklarken: "İbret kıldık anlamındadır" demiştir. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "İkisinden kasıt, İsa ile annesidir" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "İsa ile annesinin Ğota ile çevresine yerleştirilmesidir" demiştir. İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Rebve, düz arazidir. Maîn ise akarsudur. Bu da Yüce Allah'ın: "...Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı" âyetinde bahsettiği sudur. İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Rebve, yer seviyesinden daha yüksek ve bitkiler için elverişli yerdir. Zâtu karâr ifadesi bereketli yer, maîn ifadesi ise akarsu anlamındadır." Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken: "Düz ve suyu bol olan bir yer, anlamındadır" demiştir. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Rebve, yer seviyesinden yüksek olan yerdir. Karâr, düz olan yerdir. Maîn ise akarsudur." İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Rebve, yer seviyesinden yüksek olan yerdir ve bu yer de Beytu'l-Makdis'tir. Maîn ise akarsudur." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Rebve'nin Beytu'l-Makdis olduğu bize söylenirdi. Zâtu Karâr, bol meyveli olan yerdir. Maîrı ise akarsudur." Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bu yer Mısır'dır" demiştir. İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bu yer Mısır'dır. Akarsulu yüksek yerler Mısır'da olur. Bu yüksek yerlerde de kasabalar kurulur. Bu yüksek yerler olmasaydı nehir suyunun yükseldiği zamanlarda kasabalar su altında kalırdı." İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bu yer İskenderiye'dir" demiştir. İbn Asâkir, Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan, o da İbn Abbâs'tan bildirir: İsa b. Meryem bebekken o konuşmayı yaptıktan sonra akranları gibi konuşma yaşına gelmeden bir daha konuşmadı. Daha sonra da Yüce Allah ona hikmetli ve açıklayıcı konuşmayı ihsan etti. Yedi yaşına geldiği zaman annesi diğer çocuklar gibi ilim öğrenmesi için onu bir adamın yanına verdi. Ancak öğretmeni ne zaman ona bir şeyler öğetmeye kalksa İsa ondan önce davranır ve o şeyi öğretmenine öğretirdi. Öğretmeni ona Ebu Ced'i (Ebced) öğretti. İsa ona: "Ebû Ced nedir?" diye sorunca, öğretmen: "Bilmiyorum" dedi. İsa: "Bilmediğin bir şeyi bana nasıl öğretiyorsun?" diye sorunca, öğretmen: "O zaman sen bana öğret" karşılığını verdi. İsa: "Oturduğun yerden kalk" deyince öğretmen yerinden kalktı. İsa onun yerine oturdu ve öğretmene: "Sor" dedi. Öğretmen: "Ebû Ced nedir?" diye sorunca, İsa şöyle dedi: "Elif, Allah'ın nimetleridir (Âlâu). Be, Allah'ın güzelliğidir (Behâu). Cîm ise Allah'ın ihtişamıdır (Behcetün)." Öğretmen bunları duyunca çok şaşırdı. Ebû Ced (Ebced)'i ilk açıklayan da İsa olmuştur. İsa çocukluğunda Yüce Allah'ın ilhamıyla acayip şeyler gösterirdi. Onun bu hali de Yahudilerin arasında yayıldı. İsa gelişip yetişince İsrail oğulları onu öldürmenin çabası içine girdiler. Annesi bundan korkunca Yüce Allah kendisine oğlunu alıp Mısır'a götürmesini vahyetti. "Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık..." buyruğunda ifade edilen de budur." Ravi der ki: İbn Abbâs'a: "Bunlar iki mucize (ayet) iken bu âyette neden 'bir muzice' olarak zikredilmiş?" diye sorulunca, İbn Abbâs şöyle dedi: "İsa babasız bir şekilde annesinden doğdu. Annesi onu dünyaya getirmede kimseyle ortak olmadı. Bu yüzden de ikisi bir mucize (=âyet) olarak zikredildi. "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" buyruğunda bahsedilen yer de Mısır bölgesidir." Vekî', Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Temmâm er-Râzî Fadâilu'r-Rubuvve'de ve İbn Asâkir'in -sahih bir senedle- bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bize bildirdiğine göre bu yer Dimaşk'tır" demiştir. İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Abdullah b. Selâm: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bu yer Dimaşk'tır" demiştir. İbn Asâkir'in bildirdiğine göre sahabelerden Yezîd b. Şecere: "Âyette bahsedilen bu mübarek yer Dimaşk'tır" demiştir. İbn Asâkir -zayıf bir senedle- Ebû Umâme'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini okudu ve: "Bu yerin neresi olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Ashâb: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediklerinde, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Burası Şam bölgesinde Ğota denilen mıntıkada bulunan Dimaşk adında bir şehirdir. Dimaşk, Şam bölgesinin en hayırlı şehridir" buyurdu. Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bu yer Dimaşk'tır" demiştir. İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî M. el-Evsat'ta, İbn Merdûye ve İbn Asâkir, Murra el-Behzî'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Rebve, Remle denilen yerdir" buyurduğunu işittim. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim el-Künâ'da ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Ebû Hureyre: "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Bu yer Filistin'de Remle denilen bir yerdir" demiştir. İbn Merdûye bu rivayeti Ebû Hureyre'den merfû olarak zikreder. Taberânî, İbnu's-Seken, İbn Mende Ma'rifetu's-Sahâbe'de, Ebû Nuaym Ma'rifetu's-Sahâbe'de ve İbn Asâkir, Akra' b. Şufeyy el-İkkî'den bildirir: Hastalandığımda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni ziyarete geldi. Ona: "Sanırım bu hastalığımdan dolayı öleceğim" dediğimde, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır! İyileşecek ve Şam bölgesine hicret edeceksin. Filistin'de bulunan bereketli bir yerde de ölüp gömüleceksin" buyurdu. Ravi der ki: "Akra', Hazret-iÖmer'in hilafeti döneminde vefat etti ve Remle'de defnedildi." İbn Asâkir'in Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): : "...Her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik" âyetini açıklarken: "Burası bol ağaçlı ve sulu bir yer olan Dimaşk'tır" demiştir. Başka bir lafızda: "Burası meyvesi de, suyu da bol olan Dimaşk'tır" şeklindedir. |
﴾ 50 ﴿