61"Derken birbirlerine yönelip sorarlar. İçlerinden biri şöyle der: Benim bir dostum vardı, bana: «Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?» derdi. Yanındakilere: «Siz onu bilir misiniz?» der. Bir bakar onu Cehennemin ortasında görür. Ona der ki: «Allah'a and olsun ki, az kalsın benî de mahvedecektin. Eğer Rabbimin lütfü olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum. Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş? Şüphesiz bu (Cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den bildirdiğine göre "Derken birbirlerine yönelip sorarlar'" âyetinden kastedilenler Cennet ahalisidir. Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Benim bir dostum vardı" âyetindeki dosttan kastedilen şeytandır. Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Atâ el-Horasânî der ki: Ortak olan iki adamın sekiz bin dinarı vardı. Bunlar paralarını aralarında paylaştılar ve birisi bin dinara bir tarla aldı. Bunun üzerine öbürü: "Allahım! Falan kişi bin dinara bir tarla aldı. Ben de senden bin dinara Cennetten bir tarla satın alıyorum" deyip bin dinarı tasadduk etti. Sonra arkadaşı bin dinara bir ev yaptırınca, o: "Allahım! Falan kişi bin dinara bir ev yaptırdı. Ben de senden bin dinara Cennetten bir ev satın alıyorum" deyip bin dinarı tasadduk etti. Sonra arkadaşı bir kadınla evlenip bin dinar mehir verince, o: "Allahım! Falan kişi bin dinar harcayıp bir kadınla evlendi. Ben de senden bin dinara Cennet kadınlarıyla evlenmek istiyorum" deyip bin dinarı tasadduk etti. Sonra arkadaşı, bin dinara hizmetçiler ve eşya alınca, o: "Allahım! Falan kişi bin dinara hizmetçiler ve eşyalar satın aldı. Ben de senden bin dinara Cennetten hizmetçiler ve eşyalar satın alıyorum" deyip bin dinarı tasadduk etti. Sonra bu kişi maddi sıkıntıya düşünce: "Arkadaşıma gidersem belki bana yardım eder" deyip, onun geçtiği yolda oturdu. Arkadaşı, hizmetçileri ve ailesiyle yanından geçerken, adam kalkınca, arkadaşı kendisini tanıyıp: "Sen falan kişi değil misin?" diye sordu. O: "Evet" cevabını verince, arkadaşı: "Neyin var?" diye sordu. O: "Senden sonra maddi sıkıntıya düştüm. Belki bana yardım edersin diye sana geldim" cevabını verince, arkadaşı: "Malına ne oldu? Aynı malın yarısını sen, yarısını da ben almıştık" dedi. O: "Sen, bin dinara bir ev satın alınca ben şöyle yaptım" deyip olanları anlattı. Bunun üzerine arkadaşı: "Sen buna inanıyor musun? Git buradan. Vallahi sana bir şey vermem" deyip ona yardım etmeyi reddetti. Bunun üzerine takdir edilip ikisi de vefat edince, bunlar hakkında: "Derken birbirlerine yönelip sorarlar, içlerinden biri şöyle der: Benim bir dostum vardı, bana: «Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi (hesaba çekileceğimizi) tasdik edenlerdensin?» derdi" âyeti nazil oldu. Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Furât b. Sa'lebe el-Bahrânî, "içlerinden biri şöyle der: Benim bir dostum vardı" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Anatıldığına göre iki ortak vardı ve bunların seksen bin dinarı birikmişti. Bunlardan birisinin mesleği yoktu, diğerinin ise vardı. Mesleği olan: "Senin bir mesleğin yok, bu sebeple ben seninle mallarımızı paylaşıp ortaklığı bozmak istiyorum" deyip mallarını paylaştılar ve ayrıldılar. Daha sonra bunlardan birisi, daha önce bir krala ait olan bir evi bin dinara satın alıp arkadaşını davet etti ve: "Bu evi nasıl görüyorsun? Bunu bin dinara satın aldım" dedi. Arkadaşı: "Çok güzel" dedi ve oradan çıkınca: "Allahım! Arkadaşım şu evi satın aldı. Ben de senden Cennette bir ev istiyorum" deyip bin dinar tasadduk etti. Bir müddet sonra, ev satın alan kişi bin dinar harcayarak evlendi ve arkadaşını çağırarak ona yemek yaptı. Arkadaşı gelince de: "Bin dinar harcayarak şu kadınla evlendim" dedi. Arkadaşı: "Ne güzel yapmışsın" dedi ve oradan çıkınca: "Allahım! Arkadaşım bin dinara bir kadınla evlendi. Ben de senden, bana Hurilerden bir kadın istiyorum" deyip bin dinar tasadduk etti. Bir müddet geçtikten sonra, ev satın alan adam bin dinara iki bahçe satın aldı ve arkadaşını çağırıp bahçeyi göstererek: "Bu iki bahçeyi bin dinara satın aldım" dedi. Arkadaşı: "Ne güzel yapmışsın" dedi ve oradan çıkınca: "Allahım! Arkadaşım bin dinara iki bahçe satın aldı. Ben de senden, Cennette iki bahçe istiyorum" deyip bin dinar tasadduk etti. Sonra ölüm meleği gelip ikisinin de canını aldı ve sadaka vereni, beğeneceği bir eve soktu, adam bakınca orada güzelliğinden dolayı ışık saçan bir kadın gördü. Sonra melek onu, içinde olanları sadece Allah'ın bileceği iki bahçeye soktu. O zaman adam: "Bu durum, dünyadayken şöyle şöyle yapan (ev, bahçeler alan ve evlenen) adama ne kadar da benziyor" dedi. Kendisine: "Öyledir. Bu ev, iki bahçe ve kadın senindir" denildi. Adam dedi ki: "Benim bir arkadaşım vardı. O: "bana: «Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi (hesaba çekileceğimizi) tasdik edenlerdensin?» derdi" Adama: "O kişi Cehennemdedir" denilince, o: "Siz onu tanır mısınız?" der. Bir bakar onu Cehennemin ortasında görür." İşte o zaman: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin" der. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî der ki: İsrâiloğullarında, ortak olan iki adam vardı. Bunlardan biri mümin, diğeri kâfirdi. Bunlar ortaklığı bozacakları zaman altı bin dinar olan mallarını paylaşıp her biri üç bin dinar aldı. Bir müddet geçtikten sonra karşılaştıklarında, kafir olan mümin olana: "Malını ne yaptın? Onunla ortaklık mı kurdun, yoksa ticaret mi yaptın?" diye sordu. Mümin: "Hayır, sen ne yaptın?" karşılığını verince, kafir olan: "O paranın bin dinarıyla, ağaçlar, meyveler, deresi olan bir tarla satın aldım" dedi. Mümin: "Böyle mi yaptın?" deyince, kafir: "Evet" cevabını verdi. Mümin geri döndü ve gece olunca bir müddet namaz kıldı, namazı bitirince de bin dinar alıp önüne koydu, sonra: "Allahım! Ortağım olan falan kişi, bin dinara ağaçlan, meyveleri ve deresi olan bir tarla satın aldı. Bu adam ölüp bunları dünyada bırakacak. Allahım! Ben, bu bin dinarla Cennette senden ağaçları meyveleri ve nehirleri olan bir tarla satın alıyorum" dedi. Sonra bu parayı fakirler arasında taksim etti. Bir müddet sonra bunlar tekrar karşılaşınca, kafir olan mümine: "Malını ne yaptın? Onunla ortaklık mı kurdun, yoksa ticaret mi yaptın?" diye sordu. Mümin: " Hayır, sen ne yaptın?" karşılığını verince, kafir olan: "Çiftliğime bakmak zor gelmeye başlayınca, bin dinara, çiftlikte çalıştırmak üzere köleler satın aldım" dedi. Mümin: "Böyle mi yaptın?" deyince, kafir: "Evet" karşılığını verdi. Mümin geri döndü ve gece olunca bir müddet namaz kıldı, namazı bitirince de bin dinar alıp önüne koydu, sonra: "Allahım! Ortağım olan falan kişi, bin dinara dünya kölelerinden satın aldı. Bu adam ölüp bunları dünyada bırakacak. Allahım! Ben, bu bin dinarla Cennette senden köleler satın alıyorum" dedi. Sonra bu parayı fakirler arasında taksim etti. Bir müddet sonra bunlar tekrar karşılaşınca, kafir olan mümine: "Malını ne yaptın? Onunla ortaklık mı kurdun, yoksa ticaret mi yaptın?" diye sordu. Mümin: " Hayır, sen ne yaptın?" karşılığını verince, kafir olan: "Bütün işlerim tamam oldu, ancak bir şey eksikti. Falan kadının kocası vefat edince ona bin dinar mehir verdim, kadın hem verdiğim parayla, bir de onun bir katıyla bana geldi" dedi. Mümin: "Böyle mi yaptın?" deyince, kafir: "Evet" karşılığını verdi. Mümin geri döndü ve gece olunca bir müddet namaz kıldı, namazı bitirince de geriye kalan bin dinarı alıp önüne koydu, sonra: "Allahım! Ortağım olan falan kişi, bin dinara dünya kadınlarından biriyle evlendi. Ya bu adam ölüp kadını bırakacak veya kadın ölüp adamı bırakacak. Allahım! Ben, bu bin dinarla Cennette senden hurilerden biriyle evlendirmeni istiyorum" dedi. Sonra bu parayı fakirler arasında taksim etti ve parasız kaldı. Adam, pamuktan yapılmış bir gömlek ve yünden yapılmış bir giysi giyerek, kendi gücüyle kazıp çalışmaya başladı. Bir adam gelip: "Ey Allah'ın kulu! Benim yanımda aylıkla çalışır mısın? Aylık ücret karşılığı hayvanlarıma bakarsın" deyince, o: "Evet" deyip iş teklifini kabul etti. Hayvanların sahibi her sabah gelip hayvanlarına bakıyor, onlardan birinin zayıf olduğunu görünce de, onu başından yakalayıp boğazını sıkıyor ve: "Dün bu hayvanın arpasını çalmışsın" diyordu. Mümin olan adam bu şiddete dayanamayarak: "Kafir olan ortağıma gidip tarlasında çalışırım. Buna karşılık her çalıştığım gün beni doyurur ve üzerimdeki bu iki parça elbise eskiyince de onları değiştirir" dedi. Kâfir olan ortağına gitmek üzere yola çıkıp akşam vakti kapısına geldiğinde, göğe yükselmiş büyük bir köşkle karşılaştı. Etrafında da kapıcılar vardı. Onlara: "Bu köşkün sahibine geldiğimi bildirir. Eğer ona haber verirsenin sevinir" deyince, kapıcılar: "Eğer doğru söylüyorsan git bir köşede yat ve sabah olunca yoluna çık" karşılığını verdiler. Mümin, elbisesinin yarısını altına, diğer yarısını da üstüne çekerek uyudu ve sabah olunca ortağına gidip geçtiği yolda karşısına çıktı. Ortağı binek üzerinde dışarıya çıkıp kendisini görünce tanıdı ve durup selam vererek onunla musafaha etti. Sonra: "Benim aldığım kadar mal almamış miydin? Malın nerede?" diye sordu. Mümin: "Bana malımı sorma" cevabını verince, o: "Neden geldin?" diye sordu. Mümin: "Çalıştığım her gün karnımı doyurman ve eskiyen giysilerimi değiştirmen karşılığında tarlanda çalışmak istiyorum" karşılığını verince, kafir olan ortağı: "Malını ne yaptığını bana söylemeden benden hiçbir hayır göremezsin" dedi. Mümin: "Onu borç olarak verdim" deyince, o: "Kime?" diye sordu. Mümin: "Kendisine verileni geri ödeyen ve vefalı olana" cevabını verince, kafir: "kime?" diye sordu. Mümin: "Rabbim olan Allah'a verdim" cevabını verince, onunla tokalaşmakta olan kafir elini hızla çekerek: "Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi (hesaba çekileceğimizi) tasdik edenlerdensin?" dedi ve onu bıraktı. Mümin, kafirin kendisine yüz vermediğini görünce geri döndü ve uzun zaman sıkıntı içinde yaşadı. Kafir de refah içinde yaşadı. Kıyamet günü olup Yüce Allah mümini Cennete soktuğu zaman, mümin Cennette giderken bir tarla, ağaçlar, meyveler ve nehirler görüp: "Bunlar kimin?" diye sorar. Ona: "Bunlar senindir?" cevabı verilince: "Yaptıklarımın karşılığı bu kadar çok mu?" der. Sonra Cennette giderken sayılamayacak kadar köleler görüp: "Bunlar kimin?" diye sorar. Ona: "Bunlar senindir?" cevabı verilince: "Yaptıklarımın karşılığı bu kadar çok mu?" der. Sonra içi boş yakuttan yapılmış bir köşkle karşılaşır. Köşkte bir huri görüp: "Bu kimin? diye sorar. Ona: "Bu senindir?" cevabı verilince: "Yaptıklarımın karşılığı bu kadar çok mu?" der. Sonra kafir olan ortağını hatırlayıp şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: «Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?» derdi"' Cennet yüksekte, Cehhennem ise aşağılardadır. Allah, ona Cehennemin ortasında, Cehennemlikler arasında olan ortağını gösterir. Mümin onu görünce tanır ve şöyle der: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin. Eğer Rabbimin lütfü olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum. Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş? Şüphesiz bu (Cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" Allah, çalışanlara Cennette çalıştığının karşılığını aynısı olarak verir. Bunun üzerine mümin, dünyadayken başından geçen zorlukları hatırlamaya çalışır, ama ölümden daha şiddetli hiçbir şeyi hatırlamaz. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, "Hesaba çekilmek" mânâsındadır. Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den aynı rivâyette bulundu. İbn Ebî Hâtim'in ibn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Siz onu bilir misiniz?" der" âyeti: "Siz onu tanıyor musunuz? (Bana gösterin de) ben de onun Cehennemdeki haline bakayım" mânâsındadır. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre (.....) âyeti: "Cehennemin ortası" mânâsındadır. Tastî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi b. el-Ezrak ona, âyetinin mânâsını sorunca, İbn Abbâs: "Cehennemin ortası demektir" cevabını verdi. Nâfi: "Peki, Araplar öylesi bir ifadenin ne anlama geldiğini biliyorlar mı ki?" diye sorunca da, ibn Abbâs şöyle demiştir: "Tabi ki! Yoksa şairin: Attığı oku tam orta yerden geçirdi Bu okla da gece yol gidenlere yön gösterdi" dediğini bilmez misin?' İbn Ebî Şeybe, Hennâd ve İbnu'l-Münzir bildirdiğine göre İbn Mes'ûd, "Bir bakar onu Cehennemin ortasında görür" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Baktıktan sonra yanındakilere dönüp: "Onların (Cehennemdekilerin) beyinlerinin kaynadığını gördüm" der. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Bize bildirildiğine göre Kabu'l-Ahbâr şöyle dedi: "Cennette delikler vardır. Cennetlik biri, Cehennemdeki bir düşmanına bakmak isteyince o delikten bakar ve böylece içinde bulunduğu duruma daha çok şükreder." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Cennetlik olan kul, «Siz onu tanır mısınız?» diyerek Rabbinden, Cehennemdeki kişiyi kendisine göstermesini ister. Ona bakıp Cehennemin ortasında, Cehennemliklerin beyninin kaynadığını görünce de: "Bu, falan kişidir" der. Eğer Allah Cehennemlik olan bu kişiyi, Cennetlik olana tanıtmasaydı, bu kişi onu tanıyamazdı. Çünkü bu kişinin Cehennemdeki azaptan dolayı rengi ve şekli değişmiştir. İşte o zaman şöyle der: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin." Sana itaat etseydim, beni helak edecektin. "Eğer Rabbimin lütfü olmasaydı ben de oraya (Cehenneme) götürülenlerden olurdum. Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş? Şüphesiz bu (Cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. Bu sözleri Cennet ahalisi söyleyecektir. Yüce Allah: "Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" buyurur. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: "Ölümün her nimete son verdiğini anlayınca: "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?" derler. Cehennemliklere: "Hayır size azab edilecek" denilir ve müminler: "Şüphesiz bu (Cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır" derler. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Yüce Allah, Cennetliklere: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz" buyurur. Âyetteki afiyetten kasıt, Cennetliklerin, Cennette ölmeyeceğidir. Bunun üzerine Cennetlikler şöyle derler: "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş? Şüphesiz bu (Cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. Bu sözleri Cennet ahalisi söyleyecektir. Yüce Allah: "Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" buyurur. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Berâ b. Âzib der ki: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ile el ele yürürken, bir cenaze gördü ve hızlı bir şekilde yürüyüp kabre geldi ve dizüstü çökerek o kadar ağladı ki, gözyaşlarıyla toprak ıslandı. Sonra: "Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" buyurdu. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Enes der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber, ölmek üzere olan bir hastanın yanına girdiğimde, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!" buyurdu. |
﴾ 61 ﴿