107

"Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, «Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?» dedi. O da, «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi. Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: «Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.» Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i veya İshâk'ı) kurtardık."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre, "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince..." âyetinden kastedilen, çalışabilecek yaşa gelmesidir.'

İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den bildirdiğine göre, "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince..." âyetinden kastedilen, babasıyla çalışabilecek yaşa gelmesidir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den bildirdiğine göre, "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince..." âyetinden kastedilen, babasıyla yürüyecek yaşa gelmesidir.

İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince ibrahim ona, «Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?» dedi..." âyetini açıklarken: "Koşup yürümekten kasıt, iş yapabilecek yaşa gelmesidir" demiştir. Abdullah'ın kıraatinde ise "(=Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince...)" âyetinden sonra: "(... İçini bir üzüntü kapladı)" ifadesi de vardır.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid, "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, «Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?» dedi. O da, «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi. Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: «Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin»" âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Çocuğun geldiği yaş, babasıyla birlikte çalışabilecek yaşa gelmesidir. İkisi de, Hazret-i İbrâhim'e (aleyhisselam) verilen emre boyun eğdiler ve Hazret-i İbrâhim oğlunun yüzünü yere koyunca, oğlu: "Beni yüzüme bakarak boğazlama. Böyle yaparsan belki merhamet edip boğazlayamazsın. Ellerimi boynuma bağla, sonra yüzümü yere koy" dedi. Hazret-i İbrâhim (aleyhisselam) oğlunun söylediğini yapıp onu boğazlayacağı sırada, kendisine, "Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin"' diye seslenildi. Hazret-i İbrâhim elini çekip başını kaldırınca bir koçun inip yanına düştüğünü gördü ve Hazret-i İbrâhim de o koçu kesti.

Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Hazret-i İbrâhim, Hazret-i İshâk'ıboğazlayacağı zaman, İshâk, babasına: "Beni boğazladığın zaman benden uzak dur, ben çırpınırken kanım sana bulaşmasın" dedi. Hazret-i İbrâhim onu bağlayıp bıçağı alarak boğazlayacağı zaman, arkasından kendisine, "Ey ibrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin" diye seslenildi.

Ahmed'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Cibrîl, Hazret-i İbrâhim'i Akabe cemresine götürürken, Şeytan yoluna çıkınca, Hazret-i İbrâhim ona yedi küçük taş attı ve sonra şeytan onu bırakıp gitti. Arkasından Orta cemre yakınında ona göründü. Yine ona yedi küçük taş attı, o da gitti. Daha sonra sonuncu cemre yakınında ona göründü, yine ona yedi küçük taş attı, nihayet bırakıp gitti. Hazret-i İbrâhim, İshâk'ı boğazlayacağı zaman, Hazret-i İshâk babasına: «Babacığım, beni bağla ki, çırpınıp kanım sana bulaşmasın» dedi. Hazret-i İbrâhim onu bağlayıp, boğazlamak için bıçağı alınca, arkasından kendisine, «Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin» diye seslenildi. "

İbnü'l-Münzir ve Hâkim'in Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs, der ki: "Şüphesiz İbrahim de O'nun taraftarlarından idi" âyetinden kastedilen, Hazret-i İbrâhim'in, Hazret-i Nûh'un taraftarı, yolu ve sünneti üzere olmasıdır. "Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince...'" âyetinden kastedilen, babasıyla çalışabilecek yaşa gelmesidir. "Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, ibrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: «Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.» Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık'" İkisi de kendilerine emredilene boyun eğdiler ve çocuk başını yere koyup: "Boğazlarken bana bakma. Böyle yaparsan belki merhamet edip boğazlayamazsın. Ellerimi boynuma bağla ki, senden kaçmayayım. Sonra yüzümü yere koy" dedi. Hazret-i İbrâhim (aleyhisselam) oğlunun söylediğini yapıp onu boğazlayacağı sırada, kendisine, "Ey ibrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin" diye seslenildi. Hazret-i İbrâhim elini çekip başını kaldırınca büyük bir koçun inip yanına düştüğünü gördü. İbn Abbâs boğazlanan kişinin Hazret-i İsmâil olduğunu söylemiştir.

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Peygamberlerin rüyası vahiydir" buyurdu.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'ta, Ubeyd b. Umeyr'in: "Peygamberlerin rüyası vahiydir" dedikten sonra, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?, dedi" âyetini okuduğunu bildirir.

Abdb. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Peygamberlerin rüyası haktır. Rüyalarında bir şey gördükleri zaman onu yaparlar" dedi.

Ahmed, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i İbrâhim'e hac yapması emredildiği zaman şeytân, sa'y sırasında karşısına çıktı ve Hazret-i İbrahim ile yarıştı, İbrahim onu geçti. Sonra Cibrîl Hazret-i İbrâhim'i Akabe cemresine götürünce Şeytân orada da karşısına çıkınca, Hazret-i İbrahim ona yedi küçük taş attı. Şeytan gitti ve orta cemre yanında yine karşısına çıktı, Hazret-i İbrahim ona yedi küçük taş daha attı. Sonra orada oğlunu yüzüstü yatırdı. Hazret-i İsmail'in üzerinde beyaz bir gömlek vardı. Hazret-i İbrahim'e: "Babacığım, beni kefenleyebileceğin başka bir elbisem yok. Bunu çıkar ki beni onunla kefenleyesin" dedi. Hazret-i İbrahim gömleği çıkarmaya çalışırken arkasından: "Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin'" diye seslenildi. Hazret-i İbrâhim dönüp baktığında, boynuzlu iri gözlü beyaz bir koç gördü ve onu boğazladı.

İbn Cerîr ve Hâkim'in, Atâ b. Ebî Rebâh vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Kurban edilen kişi İsmâil'dir. Yahudiler ise İshâk olduğunu söylemiştir, ama onların bu sözü yalandır."

Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in Şa'bî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs, kurban edilen kişinin İsmâil olduğunu söylemiştir.

Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid ve Yûsuf b. Mâhek vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs, kurban edilen kişinin İsmâil olduğunu söylemiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Yûsuf b. Mihrân ve Ebu't-Tufayl vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs, kurban edilen kişinin İsmâil olduğunu söylemiştir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. el-Müseyyeb ve Saîd b. Cübeyr: "Hazret-i İbrâhim'in kurban etmek istediği kişi İsmâil'dir" dediler.

İbn Cerîr, Şa'bî, Mücâhid, Hasan, Yûsuf b. Mihrân ve Muhamed b. Ka'b el- Kurazî'den aynı yorumu rivâyette bulunmuştur.'

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: "Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu kurtardık" âyetinde bahsedilen kurbanlık, Hazret-i İsmail'in yerine kesilmiştir.

İbn Cerîr, el-Umevî el-Meğâzi'de, el-Hilaî Fevâid'de, Hâkim ve İbn Merdûye zayıf isnâdla, Abdullah b. Sa'd'dan, Sunâbihî'nin şöyle dediğini bildirir: Muâviye b. Ebî Süfyân'ın meclisindeyken, oradakiler, kurban olanın Hazret-i İsmâil mi yoksa Hazret-i İshâk mı olduğunu tartıştılar.

Muâviye dedi ki: Bu işi bilenin yanına düştünüz. Biz Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanındayken bir bedevi gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Çayırları kuru, malları zayıf, çocukları helak, malları da kaybolmuş bir şekilde arkamda bıraktım. Allah'ın sana bahşettiklerinden bana da ver, ey iki boğazlanmışın oğlu" dedi. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) tebessüm ederek adamın söylediklerinden hiç birini inkar etmedi.

Muâviye'nin yanındakiler: "Ey müminlerin emiri! İki boğazlanan kimdir?" diye sorunca, Muâviye şöyle karşılık verdi: "Abdulmuttalib zemzem kuyusunu kazınca, şayet Allah bu işi kendisine kolaylaştırırsa çocuklarından birini boğazlamayı adamıştı. Zemzem kuyusunu kazıp bitirince on tane olan çocukları arasında kura çekti, kura Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) babası Abdullah'a çıktı. Abdulmuttalib onu boğazlamak isteyince, Mahzûmoğulları olan dayıları kendisine engel olup: "Rabbini razı et ve fidye vererek oğlunu kurtar" dediler. Bunun üzerine Abdulmuttalib, oğlunun fidyesi olarak yüz deve boğazladı. Bir kurban odur. İkinci kurban ise Hazret-i İsmâil'dir."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Hâkim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî der ki: "Yüce Allah'ın, Hazret-i İbrahim'e oğullarından kesmesini emrettiği kişi Hazret-i İsmâil'dir. Bunu Allah'ın Kitab'ında bulmaktayız. Yüce Allah, kurban edilenin kıssasını bitirince, "Ona, iyilerden olan İshâk'ı peygamber olarak müjdeledik" buyurmaktadır. Başka bir âyette de "Ona İshâk'ı ardından Yakub'u müjdeleriz..." buyurmaktadır. Allah, Hazret-i İbrâhîm'i bir oğul ve oğlun oğluyla müjdelemiştir. Allah, henüz doğmamış İshâk'tan torunu olacağını vaad etmişken, çocuk yaşta onu kesmesini emretmiş olamaz. Boğazlanması emredilen kişi Hazret-i ismâil'dir.

Hâkim'in Vâkidî'nin de bulunduğu bir isnâdla Atâ b. Yesâr'ın şöyle dediğini bildirir: Havvât b. Cübeyr'e, Yüce Allah'ın kurban edilmesini emrettiği kişi kimdi?" diye sorduğumda şöyle cevap verdi: "Hazret-i İsmail'dir. Hazret-i İsmâil yedi yaşına girince, Hazret-i İbrâhim Şam'daki evinde uyurken rüyasında, Hazret-i İsmâil'i boğazladığını gördü. Hazret-i İsmâil'e gitmek üzere Burak'a binip yola çıktı. Geldiğinde onu annesinin yanında buldu ve elinden tutarak, kendisine emredilen yere götürmek üzere yola çıktı. Bu sırada şeytan, tanıdığı bir adam sûretinde karşısına çıktı..." deyip olayı anlattı ve şöyle devam etti: "Hazret-i İbrâhîm bıçağı Hazret-i İsmâil'in boğazına vurunca sanki bıçak bakıra vurulmuş gibi kesmiyordu. Hazret-i İbrâhim, bıçağı iki veya üç defa taşla biledi, ama bıçak yine kesmedi. Bunun üzerine Hazret-i İbrâhîm: "Bu, Allah tarafından olan bir şeydir" deyip başını kaldırdı ve önünde erkek bir dağ keçisi görünce: "Kalk ey oğul! Senin fidyen indi" deyip dağ keçisini Mina'da kesti.

Hâkim'in Vâkidî'nin de bulunduğu bir isnâdla Atâ b. Yesâr'dan, Abdullah b. Selâm'ın: "Kurban edilen Hazret-i İsmâil'dir" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid ve Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre kurban edilen Hazret-i İsmâil'dir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ferezdak der ki: "Ebû Hureyre'nin, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) minberinde hutbe verirken: "Kurban edilen Hazret-i İsmâil'dir" dediğini duydum."

İbn İshâk ve İbn Cerîr'in Muhammed b. Ka'b'dan bildirdiğine göre Ömer b. Abdilazîz, Yahudiyken güzel bir Müslüman olan bir adamı çağırdı. Bu kişi daha önce Yahudilerin âlimlerindendi. Ona: "Hazret-i İbrâhim'e hangi oğlunu boğazlaması emredildi?" diye sorunca, adam: "Vallahi ey müminlerin emiri, Hazret-i İsmail'i boğazlaması emredildi. Yahudiler bunu biliyorlar, ama ey Araplar onlar sizi kıskanıyorlar" cevabını verdi.

Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Abbâs b. Abdilmuttalib'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah'ın peygamberi Dâvud: «Ey Rabbiml İnsanların: "İbrâhim'in, İshâk'ın ve Yâkub'un Rabbi" dediklerini duyuyorum. Beni onların dördüncüsü yap» deyince, kendisine şöyle cevap verildi: «İbrâhim ateşe atıldı, ama o Benim için sabretti. İshâk Benim için boğazlanmak üzere seve seve boynunu uzatmıştı. Yâkûb ise Yûsuf'u kaybetti. Bu belalar senin başına gelmedi.»"

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da'da bildirdiğine göre Ubeyd b. Umeyr der ki: Hazret-i Mûsa: "Ey Rabbim! İnsanların: "İbrâhim'in, İshâk'ın ve Yâkub'un Rabbi" dediklerini duyuyorum. Neden böyle diyorlar?" diye sorunca, Yüce Allah: "İbrâhim, Bana bir şey ortak koşulduğu zaman mutlaka Beni ona tercih ederdi. İshâk Benim için boğazlanmak üzere seve seve boynunu uzatmıştı. Bunun dışındaki şeylerde de son derece cömertti. Yâkûb'a gelince, Ben onun musibetini ne kadar arttırdımsa Benim hakkımdaki hüsn-ü zannı o derece artmıştı" buyurdu.

Deylemî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Dâvud, Rabbinden bir şey istemiş ve: «Beni, İbrâhim, İshâk ve Yâkub gibi yap» demişti. Allah ona şöyle vahyetti: «İbrahim'i ateşle sınadım, sabretti. İshâk'ı boğazlanmakla sınadım, sabretti. Yâkûb'u da sınadım, o da sabretti.»"

Dârekutnî el-Efrâd'da ve Deylemî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kurban edilen İshâk'tır" buyurdu.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin, Abbâs b. Abdilmuttalib'den bildirdiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kurban edilen İshâk'tır" buyurdu.

İbn Merdûye'nin, sahabeden olan Nehâr'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "İshâk, Yüce Allah'ın kurban edilmesini emrettiği kişidir" buyurdu.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Taberânî'nin bildirdiğine göre Ebu'l-Ahvas der ki: Esmâ b. Hârice, İbn Mes'ûd'un yanında bir adama karşı övünüp: "Ben, şerefli şeyhlerin evladıyım" deyince, İbn Mes'ûd: "O dediğin şahıs, Allah'ın dostu İbrâhim'in oğlu, Zebihullah (Allah'ın boğazlanmasını emrettiği) İshâk'ın oğlu, Yâkub'un oğlu Yusuf'tur" karşılığını verdi.

Taberânî ve İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem): "İnsanların en cömerdi kimdir?" diye sorulunca: "Zebihullah (Allah'ın boğazlanmasını emrettiği) İshâk'ın oğlu, Yâkub'un oğlu Yusuf'tur" cevabını verdi.

İbn Ebî Hâtim ve Taberânî M. el-Evsat'ta zayıf isnâdla Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah beni, ümmetimin yarısını bağışlaması veya onlara şefaat etmem arasında muhayyer bıraktı, ben şefaati tercih ettim. Öyle sanıyorum ki ümmetimden büyük bir topluluk bağışlanacaktır. Şayet bunda (icabet edilecek duasında) sâlih kul benden önce geçmiş olmasaydı, bu husustaki duamda acele ederdim. Allah, İshâk'ın üzerinden boğazlanma durumunu kaldırdığında ona: «Ey İshâk iste, sana verilecek» buyrulunca, İshâk: «Allah'a yemin ederim ki şeytânın vesvese ile dürtmelerinden önce bu duada acele edeceğim: "Allahım! Sana hiç bir şeyle ortak koşmaksızın kim ölürse onu bağışla ve Cennete sok"» şeklinde dua etmişti. "

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Şu'abu'l-îman'da bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr), Ebû Hureyre'ye: "Sana İshâk'tan haber vereyim mi?" deyince, Ebû Hureyre: "Evet" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ka'b şöyle dedi:

Hazret-i İbrahim'e, rüyâsında oğlu İshâk'ı boğazladığı gösterilince, şeytân: "Şayet İbrâhim'in ailesini bu sırada fitneye düşiiremezsem bir daha asla fitneye düşüremem" dedi ve onlara tanıdıkları bir adam sûretinde göründü ve Hazret-i İbrahim, İshâk'ı boğazlamak üzere çıkınca gelip Sâre'nin yanına girdi ve: "İbrahim, İshâk'ı nereye götürdü?" diye sordu. Sâre: "Bazı ihtiyaçları için götürdü" cevabını verince, şeytân: "Hayır vallahi" dedi. Sâre: "Neden götürdü?" diye sorunca ise: "Boğazlamak için götürdü" cevabını verdi. Sâre: "O, oğlunu boğazlamaz" deyince, Şeytan: "Evet boğazlayacak vallahi" karşılığını verdi. Sâre: "Neden boğazlayacak?" diye sorunca, şeytan: "Rabbinin kendisine böyle emrettiğini iddia ediyor" cevabını verdi. Bunun üzerine Sâre: "Eğer Rabbi kendisine bunu emrettiyse, Rabbine itaat etmekle güzel yapmış olur" dedi. Şeytan oradan çıkıp, babasının ardından yürüyen İshâk'a yetişerek: "Baban seni nereye götürüyor?" diye sordu. İshâk: "Bazı ihtiyaçları için götürdü" cevabını verince, Şeytân: "Hayır vallahi, seni boğazlamak için götürüyor" dedi. İshâk: "Babam beni boğazlamaz" karşılığını verince, Şeytan: "Evet boğazlayacak" dedi. İshâk: "Neden?" diye sorunca ise Şeytan: "Rabbinin kendisine böyle emrettiğini iddia ediyor" cevabını verdi. Bunun üzerine İshâk: "Vallah, eğer Rabbi kendisine bunu emrettiyse, ona itaat etmesi gerekir" dedi. Şeytân İshâk'ı bırakıp Hazret-i İbrâhim'in yanına koştu ve: "Oğlunu nereye götürüyorsun?" diye sordu. Hazret-i ibrâhim: "Bazı ihtiyaçlarım için götürüyorum" cevabını verince, Şeytan: "Hayır vallahi. Onu boğazlamak için götürüyorsun" dedi. Hazret-i İbrâhim: "Neden onu boğazlayacağım?" diye sorunca, Şeytan: "Rabbinin sana böyle emrettiğini iddia ediyorsun" cevabını verdi. Hazret-i İbrâhim: "Vallahi eğer Rabbim bana böyle emrettiyse, emrettiğini yapacağım" dedi. Bunun üzerine Şeytan kendisine itaat edilmesinden ümidini keserek Hazret-i İbrahim'i bıraktı. Hazret-i İbrâhim, İshâk'ı boğazlayacağı sırada ve İshâk ta Rabbinin emrine teslim olmuşken, Allah onu bağışladı ve fidye olarak ta büyük bir kurban gönderdi. Hazret-i İbrâhim: "Kalk ey oğul! Allah seni bağışladı" dedi. Yüce Allah, İshâk'a: "Sana, kabul edeceğim bir dua verdim" diye vahyedince, ishâk: "Önce gelenlerden ve sonra gelenlerden, Sana ortak koşmadan huzuruna çıkanları, şirk koşmadıkları müddetçe Cennete koymanı istiyorum" diye dua etti.'

İbn Cerîr'in İbn Ebî Huzeyl, Ebû Meysere ve İbn Sâbıt'tın bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

Abdurrezzâk ve Hâkim'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

Abd b. Humeyd, Buhârî Tarih'te, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Abbâs b. Abdilmuttalib'den bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Hâkim'in İkrime vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre kurban edilen, İshâk'tır.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

Abdullah b. Ahmed Zühd'ün zevaidinde, Saîd b. Cübeyr'in şöyle dediğini bildirir: Hazret-i İbrâhim rüyasında İshâk'ın boğazlanmasını görünce, İshâk'ı alıp, bulunduğu yerle arasında bir aylık mesafe olan Mina'ya bir günde gitti, ishâk'ı kesmesine gerek kalmadığı bildirilip koçu kesmesi emredilince, koçu kesti ve Mina'dan menziline bir aylık olan mesafeyi bir gecede alarak vardı. Onun için vadiler ve dağlar dürüldü.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mesrûk'tan bildirdiğine göre kurban edilen İshâk'tır.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Nûh b. Habîb der ki: Şafiî'nin öyle bir şey söylediğini duydum ki, ondan daha güzelini duymadım. Şâfiî dedi ki: "Allah'ın Halili İbrâhim, oğluna gördüğü rüyayı anlatınca: "Düşün bakalım, ne dersin?" dedi" Yani: "Bu konudaki görüşün nedir?" dedi. Hazret-i İbrâhim, böyle sorarak oğlunun, işi Allah'a havale ettiğini, sabrettiğini ve Allah'ın emrine bağlanıp teslim olduğunu bildiğini söylemesi içindir. Yoksa onun kabul edip etmeyeceğini sınamak için değildir. Oğlu: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. Şâfiî der ki: "İşi Allah'a havale etmek sabırdır. Teslimiyet sabırdır. Allah'ın emrine bağlanmak ise sabrın özüdür. Kurban (Hazret-i İbrâhim'in oğlu) bu bir cümleyle, Hazret-i İbrâhim'in duymak istediği bütün şeyleri söyledi."

Hatîb'in Tâli't-Telhîs'te bildirdiğine göre Fudayl b. İyâd der ki: Hazret-i İbrâhim oğlunu yatırıp bıçağı boğazına dayadığı zaman, Cibrîl bıçağı çevirdi. Bunun üzerine Hazret-i İbrâhim'in oğlu: "Babacığım, beni bağla. Kanımın sana sıçramasından korkarım" dedikten sonra: "Babacığım, beni çöz. Meleklerin beni görüp, Allah'ın emrinden korktuğumu söylemesinden korkarım" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî der ki: Hazret-i İbrâhim'e rüyasında: "Adamış olduğun adağını yerine getir. Sen: «Eğer Allah bana Sâre'den bir oğlan verirse onu boğazlayacağım» diye adamıştın" denildi. Hazret-i İbrâhim: "Ey İshâk! Yürü Allah'a bir kurban takdim edelim" deyip bir bıçak ve ip aldıktan sonra beraber çıktılar. Dağların arasına geldiklerinde çocuk: "Babacığım, Kurbanın nerede?" diye sordu. Hazret-i İbrâhim: "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?"  dedi. Oğlu: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi ve şöyle devam etti: "Babacığım, beni sıkı bağla ki çırpınmayayım. Giysilerimi benden uzak tut ki, üzerine kan sıçrayıp ta Sâre o kanı görüp üzülmesin. Bıçağı boğazıma hızlıca vur ki ölümüm kolay olsun. Sâre'ye gittiğin zaman, ona benden selam söyle." Hazret-i ibrâhim, bağladığı oğlunu yatırırken hem kendisi, hem İshâk ağlıyordu. Sonra bıçağı boğazına vurdu, ama bıçak kesmedi. Yüce Allah, İshâk'ın boğazına bakırdan bir levha koymuştu. Sonra oğlunu alnı üzere yıktı, bıçağı boynunun arka tarafından geçirdiği halde yine bıçak hiçbir şekilde kesmedi. İşte yüce Allah'ın: "ibrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca" âyeti bunu anlatmaktadır. Hazret-i İbrâhim'e: "Ey İbrâhim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin" diye seslenildi. Hazret-i İbrâhim dönüp baktığında bir koç gördü ve koçu alıp oğlunu çözdü ve onu öperek: "Bu gün ey oğlum, sen bana bağışlandın" demeye başladı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde anlatıyor: Yüce Allah, Hazret-i İbrâhim'e oğlunu boğazlamasını emredince, Hazret-i İbrâhim: "Ey oğul! Bıçağı bile" dedi. O zaman Şeytan: "Bu gün artık ben, İbrâhim'in ailesinden istediğimi elde edebilirim" deyip Hazret-i İbrâhim'in karşısına tanıdığı bir dostu sûretinde çıkıp: "Ey İbrâhim! Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Hazret-i İbrâhim: "Bir iş için gidiyorum" cevabını verince, şeytan: "Vallahi, gördüğün bir rüya sebebiyle oğlunu kesmek dışında başka bir sebeple gitmiyorsun. Rüya doğru da yalan da olabilir. Gördüğün bir rüya sebebiyle de İshâk'ı boğazlaman gerekmez" dedi. Şeytan, Hazret-i İbrahim'den bir şey elde edemeyeceğini görünce, İshâk'a yönelip: "Nereye gidiyorsun ey İshâk?" diye sordu. İshâk: "Babamın bir işi için gidiyorum" cevabını verince, şeytan: "Baban, seni kesmek için götürüyor" dedi. İshâk: "Neden beni kesecek ki? Sen oğlunu kesen bir baba gördün mü?" diye sorunca da, Şeytan: "Seni Allah için kesecek" cevabını verdi. İshâk: "Eğer beni Allah için kesecekse sabrederim. Allah buna layıktır" deyince, Şeytan İshâk'tan da bir şey elde edemeyeceğini anlayınca Sâre'ye gelip: "İshâk nereye gidiyor?" diye sordu. Sâre: "İbrâhim ile bir iş için gidiyorlar" cevabını verince, şeytan: "İbrâhim onu boğazlamak için götürdü" karşılığını verdi. Sâre: "Sen, oğlunu kesen birini gördün mü!" deyince, şeytan: "Onu Allah için kesecek" karşılığını verdi. Sâre: "Onu Allah için kesecekse, zaten İbrâhim de, ishâk ta Allah'ındır. Allah da buna (kendisine kurban olunmaya) layıktır" deyince, ondan da bir şey elde edemeyeceğini anlayıp Cemre'ye gidip şişerek büyüdü ve vadiyi kapattı. Hazret-i İbrâhim'in yanında melek vardı ve bu melek Hazret-i İbrâhim'e: "At ey İbrâhim!" deyince, Hazret-i İbrâhim, her taşı peşinden tekbir getirerek yedi küçük taş attı ve bunun üzerine yol açıldı. Şeytan ikinci cemrenin yanına gidip şişerek vadiyi kapattı. Melek Hazret-i İbrâhim'e: "At ey İbrâhim!" deyince, Hazret-i İbrâhim, her taşı peşinden tekbir getirerek yedi küçük taş attı ve bunun üzerine yol açıldı. Böylece Hazret-i İbrâhim, oğlunu kurban edeceği yere gitti.

Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, Kelbî vasıtasıyla, Ebû Sâlih'ten İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Terviye ve Arefe denilmesinin sebebi şudur: Hazret-i İbrâhim'e rüyasında vahiy gelerek oğlunu kesmesi emredildi. Hazret-i İbrâhim, bu rüyanına Allah'tan mı, yoksa Şeytan'dan mı olduğunu düşünerek ağır davrandı ve oruçlu bir şekilde sabahladı. Arefe gecesi kendisine vahiy gelince, gördüğü rüyanın Allah tarafından olduğunu bildi ve bu sebeple o güne "Bildi" mânâsında olan Arefe günü denildi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca" âyetini: "Oğlu kendini Allah'a teslim ederken, babası da oğlunu Allah'a teslim etti ve onu yüzüstü yatırdı" şeklinde açıkladı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih, "Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca"' âyetini: "ikisi de aynı karara vardılar ve Hazret-i İbrâhim oğlunu yüzüstü yatırdı" şeklinde açıkladı.

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca" âyetindeki yüzüstünden kastedilen, alnı üzerine yatırmaktır.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca" âyetindeki yüzüstünden kastedilen, onu boğazlamak için yere yatırmaktır.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Merdûye der ki: Hazret-i İbrâhim, oğlunu boğazlamak istediği zaman, oğlu: "Babacığım! Alnımdan tut ve omuzlarımın üzerine otur ki, bıçağın acısını hissettiğim zaman sana zarar vermeyeyim" dedi. Hazret-i İbrâhim böyle yapıp ta bıçak kesmeyince, oğlu: "Neyin var babacığım?" diye sordu. Hazret-i İbrâhim: "Bıçak ters döndü" karşılığını verince, oğlu: "Onu vurarak kesmeye çalış" deyince, Hazret-i İbrâhim oğlunun dediğini yaptı, ama bıçak yine ters döndü, oğlu: "Neyin var babacığım?" diye sorunca, Hazret-i İbrâhim: "Bıçak yine ters döndü" cevabını verdi. Allah onların sadakatini bilip, İshâk'a fidye olarak büyük bir kurban gönderdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Âyette geçen yüzüstü yatırmaktan kastedilen, secdeye yatırmasıdır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih: "Hazret-i İbrâhim, bıçağı oğlunun boğazına dayayınca, boğazı bakıra döndü" demiştir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Osmân b. Hâdir der ki: Hazret-i İbrâhim, oğlu İshâk'ı boğazlayacağı zaman hanımı Sâre'yi Hayf mescidinde bıraktı ve İshâk'ı alıp çıktı. Onu boğazlayacağı yere gelince, Hazret-i İbrâhim yanındakilere: "Geride kalın" deyip oğlu İshâk'ın elinden tutup onunla yalnız kaldı ve: "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?"  dedi. Oğlu: "Babacığım, bunu sana Rabbim mi emretti?" diye sorunca, Hazret-i İbrâhim: "Evet ey İshâk!" cevabını verdi, ishâk: "Emrolunduğun şeyi yap. inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. İkisi de Allah'ın emrine boyun eğip, Hazret-i İbrâhim oğlunu yüzüstü yatırınca, İshâk, babasına: "Babacığım, beni bağla ki, sana tutunmayayım" dedi. Bunun üzerine: "Ey İbrâhim! Rüyanı gerçekleşirdin" diye seslenilip, Hazret-i İbrâhim'e Sebîr dağından bir koç indirildi. Söylendiğine göre bu koç Cennette kırk yıl süreyle otlamıştı. İshâk'ın kurban edilmesine gerek kalmayınca, İshâk Rabbine dua edip hamd etti. Bunun üzerine kendisine: "Dua et, çünkü duan kabul edilecektir" diye vahyedilince, İshâk: "Allahım! Dünyadan, Sana ortak koşmadan çıkanı Cennetine sok" diye dua etti. İbn Hâdir der ki: Hazret-i İbrâhim, Rabbine: "Ey Rabbim! Hangi çocuğumu boğazlayayım?" diye sorunca, Allah ona: "En çok sevdiğini" diye vahyetti.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbim! İnsanlar: "İbrâhim'in, İshâk'ın ve Yâkub'un Rabbi" diyorlar. Beni onların dördüncüsü yap" deyince, Allah ona şöyle vahyetti: "Sen henüz onların imtihan edildiği şeyle ibtila edilmedin. İbrâhim, Bana bir şey ortak koşulduğu zaman mutlaka Beni ona tercih etti ve ona her emrettiğim şeyi yerine getirdi. İshâk Benim için boğazlanmak üzere seve seve boynunu uzatmıştı. Yâkûb'un ise en yakınını ondan alıp yüz yıl uzak tuttum, ama o benim rahmetimden ümidini kesmedi."

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Atâ b. Yesâr der ki: Hazret-i İbrâhim, oğlu İsmâil veya İshâk'ı alıp çıkınca, Şeytan ona bir adam sûretinde gelip: "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Hazret-i İbrâhim: "Sana ne! Bir işim için gidiyorum" karşılığını verince, Şeytan: "Sen, Allah'ın sana oğlunu boğazlamanı emrettiğini iddia ediyorsun" dedi. Hazret-i İbrâhim: "Vallahi, eğer Rabbim bana bunu emrettiyse, Rabbime itaat etmem gerekir" karşılığını verince, Şeytan, Hazret-i İbrâhim'in arkasında yürüyen oğluna gidip: "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Oğlu: "Babamla gidiyorum" cevabını verince, Şeytan: "Baban, Allah'ın kendisine seni boğazlamasını emrettiğini iddia ediyor" dedi. Oğlu, Şeytana, babasının dediklerini tekrar edince, Şeytan çocuğun annesine gidip: "Oğlun nereye gitti?" diye sordu. Annesi: "Babasıyla gitti" cevabını verince, şeytan: "ibrâhim, Yüce Allah'ın kendisine oğlunu boğazlamasını emrettiğini iddia ediyor" dedi. Annesi de Hazret-i İbrâhîm'in Şeytana söylediklerini tekrar etti. Hazret-i İbrâhim oğluyla gidip bir dağa vardıklarında, oğluna: "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. Oğlu: "Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın babacığım! Beni iple bağla ki, kanımdan sana sıçramasın" deyince, Hazret-i İbrâhim bıçağı alıp çocuğun üzerine oturdu. Oğlunun boğazı, göğsünün üst tarafından gırtlağına kadar bakıra dönüştürüldü ve bıçak onu kesmez oldu. Sonra Hazret-i İbrâhim dönüp baktığında bir koç gördü ve: "Ey oğul! Kalk, Allah senin fidyeni gönderdi" dedi ve koçu kesip oğlunu bıraktı. Sonra Hazret-i İbrâhim: "Allah senin bu günkü sabrın sebebiyle, ne istersen vereceğini bildirdi" deyince, oğlu: "Allah'tan, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Onun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına şahadet ederek huzuruna çıkan her mümini bağışlamasını ve Cennete sokmasını diliyorum" dedi.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre "Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu kurtardık" âyetindeki kurbanlık, beyaz, iri gözlü ve boynuzlu bir koçtur. Sebir dağının eteğindeki bir mugaylan ağacına bağlanmıştı.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu kurtardık" âyetinde kastedilen kurbanlık, Cennette kırk yıl otlayan bir koçtur.

Buhârî'nin Tarih'te bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib der ki: "Hazret-i İbrâhim'in oğlunun yerine kurban edilen koç şu taraftan, Orta Cemre'nin sağ tarafından gönderildi."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Sebir dağının dibindeki kaya, Hazret-i İbrâhim'in, oğlunun yerine kestiği koçun yeridir. Hazret-i İbrâhim'e Sebîr dağından, iri gözlü, boynuzlu ve meleyen bir koç indi. Bu koç, Hazret-i Âdem'in oğlunun kurban ettiği zaman kabul edilen koçudur ve Hazret-i İshâk'ın yerine kurban edilinceye kadar Cennette bekletilmişti.'"

Saîd b. Mansûr, Ahmed ve Beyhakî'nin Sünen'de Benî Süleym'den bir kadından bildirir: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) Osmân b. Talha'yı çağırınca, Osmân'a: "Allah'ın Resûlü seni neden çağırdı?" diye sordum. Osmân şöyle cevap verdi: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: «Ben Kabe'ye girdiğim zaman o koçun iki boynuzunu görmüştüm. Onları örtmeni sana emretmeyi unutmuşum, (git) onları ört. Zira Kabe'de namaz kılanı meşgul edecek bir şeyin olmaması gerekir»" buyurdu."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Yüce Allah, İsmâil'i, iri, boynuzlu ve iri gözlü iki koç göndererek kurban olmaktan kurtarmıştır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Kurbanlığa büyük denilmesinin sebebi, kabul edilmiş olmasından dolayıdır" dedi.

Beğavî, Atâ b. es-Sâib'in şöyle dediğini bildirir: Kureyş'ten bir adamla Menhar (Hacda kurbanların kesildiği yerde) otururken, Kureyşli (biri), babasından, bana Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Koç, Hazret-i îbrâhhim'e bu yerde indi" buyurduğunu söyledi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu kurtardık" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Hazret-i İbrâhim'e, Cennetten bir koç çıktı. Bu koç daha önce Cennette kırk yıl otlamıştır. Hazret-i İbrâhim oğlunu bırakarak koçun peşine düştü. Onu ilk cemrede buldu. Cemreyi yedi taşla taşladıktan sonra orada koçu kaybetti. Orta Cemre'ye geldiğinde koçu orada gördü. Bu cemreyi de yedi çakılla taşladı, sonra koçu yine kaybetti. Büyük Cemre'nin yanında ona yetişti, bu cemreyi de yedi taşla taşladı, koçu orada bulup yakaladı ve Mina'daki kesme yerine getirip orada boğazladı.'"

İbn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i İbrâhim'e gönderilen koçun adı Cerîr'dir.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre bir adam İbn Abbâs'a: "Kendimi boğazlayacağımı adadım" deyince, İbn Abbâs: "And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir" dedikten sonra: "Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu kurtardık" âyetini okudu ve bir koç kesmesini emretti, adam da söyleneni yaptı.

Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kendini veya çocuğunu boğazlayacağını adayan bir koş kessin" dedikten sonra, "And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir" âyetini okudu.

Deylemî'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah, îshâk'ı kurban olmaktan kurtarınca, Cibrîl gelip: «Ey İshâk! Ne ilk gelenlerden, ne de sonra gelenlerden hiç kimse senin sabrettiğin gibi sabretmedi. Bu sebeple Allah katında kabul edilecek bir duan vardır. O duayı yap» deyince, İshâk: «Allahım! İlk gelenlerden ve sonra gelenlerden hangi kulun, Allah'tan başka ilâh olmadığına şahadet ederse onu bağışla» diye dua etti. Kardeşim İshâk bu duada beni geçti. "

107 ﴿