130

"Şüphesiz îlyas da peygamberlerden îdi. Hani kavmine şöyle demişti: «Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak «Ba'l'e mi tapıyorsunuz?» Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (Cehenneme) götürüleceklerdir. Ancak Allah'ın îhlâslı kulları başka. Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık. İlyas'a selâm olsun."

İbn Asâkir'in Cuveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi. Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"' âyetini açıklarken: "Onlara, Ba'lebek denmesinin sebebi, Ba'l adında bir puta tapmalarıydı. Bu kişiler Bek denilen yerde ikamet ettikleri için bu puta Ba'lebek denildi.'

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: "Yüce Allah, Hazret-i İlyâs'ı Ba'lebek denilen yere, puta tapan bir topluluğa peygamber olarak gönderdi. İsrâiloğullarının kralları her yere yayılmışlardı ve her kral bir yeri sömürüyordu. Hazret-i İlyâs'ın bulunduğu kavmin kralı, Hazret-i İlyâs'ı destekliyor ve onun emirlerine uyuyordu. Diğer krallar arasında bu kral hidayet üzereydi. Yanlarına puta tapan bir topluluk gelince, krala: "İlyâs seni dalalet ve batıldan başka bir şeye çağırmıyor" deyip: "Kralların taptığı şu putlara tap ve üzerinde bulunduğun yolu bırak" dediler. Kral İlyâs'a: "Ey İlyâs! Vallahi, sen batıldan başka bir şeye çağırmıyorsun. İsrâiloğulları krallarının da kendilerine fayda sağlayan putlardan başkasına taptıklarını görmüyorum. Onlar da, bizim gibi yiyor, içiyor ve nimetler içinde hüküm sürüyor! Senin, bâtıl ve boş dediğin din ve inanışları, onların dünyasından hiç bir şey eksiltmiyor. Kendimizde ise, onlara nazaran, bir üstünlük görmüyoruz!" deyince Hazret-i İlyâs, başının saçı ve vücudunun tüyleri ürperdi, dikenleşti. "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (= Bizler, Allah'ın kullarıyız ve Ona, dönücüleriz!)" diyerek kralın yanından ayrıldı.

Hasan der ki: Krala bunu güzel gösteren hanımıydı. Bu kadın daha önce zorba bir kralın hanımıydı. Bu kadının eski kocası olan kral, güzellik, boy ve vücut olarak Kenânlılara benziyordu. Zorba olan bu kral ölünce, kocasının altından heykelini yaptı. Bu heykelin iki gözünü yakuttan yaptı ve heykeli tütsüleyip başına inci ve mücevherlerle süslenmiş bir taç koydu. Sonra heykeli divana oturttu ve girip onu tütsüleyerek güzel kokular sürüp ona secde ederek çıkmaya başladı. Daha sonra Hazret-i İlyâs'ın yaşadığı topluluğun kralı olan kişiyle evlendi. Bu kadın kocasına üstün gelip eski kocasının heykelini evine koydu ve heykele, ibadet etmeleri için yetmiş hizmetçi görevlendirdi. Hazret-i İlyâs onları Allah'a iman etmeye davet edince, bu davet sadece onların Allah'ın dininden daha da uzaklaşmalarından başka bir işe yaramadı. Bunun üzerine Hazret-i İlyâs: "Allahım! İsrâiloğulları, Seni inkar etmek ve Senden başkasına ibadet etmekten başka bir şeyi kabul etmediler. Allahım! Onlara üç yıl yağmur yağdırma" dedi. Allah onlardan yağmuru kesti ve Hazret-i İlyâs, hizmetçisi Elyesea'yı krala gönderip dedi ki: "Ona şöyle de: "İlyâs diyor ki: Sen Ba'le ibadeti, Allah'a ibadete tercih ettin ve hanımının isteğine uydun. Bu sebeple azab ve belaya hazır ol." Elyesea gidip bunu krala iletince, Allah, Elyesea'yı kralın şerrinden korudu. Allah onlardan üç yıl yağmuru kesince, hayvanları helak olup insanlar büyük bir sıkıntıya düştüler.

Hazret-i İlyâs dağın zirvesine çıktı. Allah ona rızık gönderiyordu ve içmesi ve temizlenmesi için bir pınar çıkarmıştı. İnsanlar büyük sıkıntıya düşünce kral, putlara hizmet eden yetmiş kişiyi çağırarak: "Ba'l'e dua edin de bizim için içinde bulunduğumuz sıkıntıdan kurtarsın" dedi. Bu yetmiş kişi putlarını çıkarıp onlara kurbanlar kestiler ve iyiliklerde bulundular ve dua etmeye başladılar. Uzun zaman geçip bir şey değişmeyince kral: "İlyâs'ın ilâhı, duaya bunlardan daha çabuk icabet ediyordu" deyip, İlyâs'ın gelmesi için adam gönderdiler, ama Hazret-i İlyâs gelmeyi kabul etmedi ve: "Sıkıntıdan kurtarılmayı mı istiyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Evet" cevabını verince, Hazret-i İlyâs: "Putlarınızı (aranızdan) çıkarın" deyip, Allah'a, onları sıkıntıdan kurtarması için dua etti. Bunun üzerine kalkan büyüklüğünde bir bulut yükseldi ve onlar buluta bakıp dururken Allah onlara yağmur gönderdi. Bunun üzerine tövbe edip putlara tapmayı bıraktılar.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i İlyâs, Hazret-i İdrîs'tir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Hazret-i İlyâs, Hazret-i İdrîs'tir, denirdi."

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr) der ki: "Peygamberlerden dört tanesi hâlâ hayattadır. Bunlardan ikisi olan İlyâs ve Hızır, Dünyada; diğer ikisi olan Hazret-i İsa ve Hazret-i İdrîs ise semadadır."

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Şevzeb der ki: "idrîs, Perslidir. İlyâs İsrâiloğullarındandır ve her yıl hac mevsiminde bir araya gelirler."

İbn Asâkir'in Vehb'den bildirdiğine göre Hazret-i İlyâs, Rabbine dua edip kendisine kavminden rahatlatmasını isteyince ona: "Falan gün bak, eğer ateş renginde olan bir binek görürsen ona bin" denildi. Hazret-i İlyâs o günü beklemeye başladı ve ateş renginde bir at gördü. At gelip önünde durunca ona bindi ve gitti. Elyesea: "Ey İlyas! Bana ne emredersin?" diye seslendi. Bu Hazret-i İlyâs'ın son görülüşüydü. Allah telekler (uçmak için kanatlar) bahşetti, ona bir nûr giydirdi ve yemek ve içme isteğini kesti, böylece Hazret-i İlyâs meleklerin arasında yerini aldı.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: "Hazret-i İlyâs, karalardan, Hızır ise denizlerden sorumludur. Onlara, birinci sayhaya kadar dünyada yaşamaları için ömür verilmiştir. Bu ikisi her yıl hac mevsiminde bir araya gelirler."

Hâkim'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr) der ki: Hazret-i İlyâs, Sahralar ve dağlar sahibiydi. Orada yalnız kalıp Rabbine ibadet ederdi. Hazret-i İlyâs, büyük başlı, çekik ve yapışık karınlı, ince bacaklı idi ve göğsünde kırmızı bir ben vardı. Allah onu Semaya yükseltmedi, Şam diyarına kaldırdı. Allah, ondan sonra peygamberlik görevini Elyesea'ya verdi."

İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hızır, Hazret-i İlyâs'tır" buyurdu.

Hâkim ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre Enes der ki: Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber bir seferdeyken bir yerde konakladık ve vadide bir adamın: "Allahım! Beni merhamet edilmiş, bağışlanmış ve sevapları çok olan Muhammed'in ümmetinden yap" dediğini duydum. Vadiye yaklaştığımda, üç yüz arşından daha uzun olan bir adam gördüm. Bana: "Sen kimsin?" diye sorunca, ben: "Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hizmetçisi Enes'im" cevabını verdi. Adam: "O nerede?" diye sorunca ise ben: "İşte orada sözlerini duyuyor" cevabını vedim. Adam: "Ona git ve selamımı söyleyip: "Kardeşin İlyâs sana selam söylüyor, de" dedi. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gelip olanları bildirdiğimde, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) onun yanına gidip kucaklaştılar ve oturup konuşmaya başladılar. Hazret-i İlyâs: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben her yıl bir günü oruçsuz geçiririm. Bu gün de oruç tutmadığım gündür. Beraber yiyelim" dedi ve gökten onlara bir sofra, ekmek, balık ve kereviz indi. Hem onlar yedi, hem bana da yedirdiler. Sonra ikindi namazını kılıp vedalaştılar. Sonra Hazret-i İlyâs'ın bulutun üzerinde semaya doğru gittiğini gördüm." Hâkim der ki: "Bu hadisin senedi sahihtir." Zehebî ise: "Bu hadis uydurmadır. Allah bunu uyduranın yüzünü karartsın. Hâkim'in bu hadisi sahih kabul edecek kadar cahil olacağını tahmin etmezdim" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?" âyeti: "Puta mı tapıyorsunuz?" demektir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi Rab (Tanrı) mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim ve İbrâhim el-Harbî'nin Ğarîbu'l-Hadîs'te bildirdiğine göre İbn Abbâs bir adamın, bir ineği sürüp: "Bunun Ba'l'i kimdir?" diye sorduğunu görünce onu çağırıp: "Sen kimlerdensin?" diye sordu. Adam: "Yemen halkındanım" cevabını verince, İbn Abbâs: "Bu bir lehçedir ve Ba'l, Rab (sahip) demektir" dedi.

İbnu'l-Enbârî'nin Mücâhid'den bildirdiğine göre İbn Abbâs, Himyerli bir adamıdan alacağı devenin pazarlığını yaparken: "Bunun sahibi sen misin?" diye sorunca, adam: "Onun Ba'l'i benim" cevabını verdi; bunun üzerine İbn Abbâs: "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?" âyetini okuyup: "Siz Rabbi mi çağırıyorsunuz? Sen kimlerdensin?" diye sordu. Adam: "Himyerliyim" cevabını verdi.

İbn Ebî Hâtim'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre, bir adam: "Bu ineği(n kimin olduğunu) kim bilir?" diye sorunca, bir kişi: "Onun Ba'l'i benim" dedi. İbn Abbâs bu kişiye: "Sen, bu ineğin kocası olduğunu mu iddia ediyorsun?" deyince, adam: "Yüce Allah'ın, «Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak, Ba'l'e mi tapıyorsunuz?» buyurduğunu duymadın mı?" âyetten de: "Ben Rabbiniz olduğum halde başka sahipler mi arıyorsunuz, sözü kastedilmiştir" dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs adama: "Doğru söyledin" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den bildirdiğine göre Ba'l kelimesi Ezd-i Şenûe lehçesiyle rab mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem der ki: "Ba'l, onların Dımaşk'ın öte tarafında Ba'lbek şehrinde taptıkları bir puttur."

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: "Ba'l, Yemen lehçesiyle Rab demektir. Kişi diğerine: "Bu öküzün Rabbi (sahibi) kimdir?" diye sorması gibi."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Kays b. Sa'd'dan bildirdiğine göre bir adam İbn Abbâs'a, Ba'l kelimesinin mânâsını sorunca, İbn Abbâs cevap vermedi. Adam daha sonra yine aynı soruyu sorunca, İbn Abbâs adamın bulduğu bir şeyi etrafındakilere sorduğunu duydu. Başka birisi o adama: "Bunun ba'li benim" deyince, İbn Abbâs: "Soruyu soran nerede? Şu adamın söylediğini dinle. Bu kişi: "Onun ba'li, yani sahibi benim" diyor.

Âyetten de: "Allah'tan başka sahip mi arıyorsunuz, sözü kastedilmiştir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre  (.....) âyetinden kastedilen Hazret-i İlyâs'tır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti (.....) şeklinde okumuş ve: "Bu da Hazret-i İlyâs ile aynıdır. Tıpkı, İsa ve Mesîh'in, Muhammed ve Ahmed'in, İsrâîl ve Yâkub'un aynı kişiye işaret etmesi gibi" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Taberânî ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre (.....) âyetindeki Yâsin ailesinden kastedilen Hazret-i Muhammed'in ailesidir.

130 ﴿