148

"Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu. Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık. Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik."

Abdurrezzâk, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Tâvûs, "Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti" âyetlerini açıklarken şöyle anlattı: Hazret-i Yûnus'a: "Falan gün kavmine azap gelecek" denildi. O gün gelince kavminin arasından çıktı. Onun yokluğunu fark eden kavmi de küçüğüyle büyüğüyle, hayvanlarını ve her şeylerini alarak çıktılar, sonra anneyi çocuğundan, davarı oğlağından, deve ve sığırları da yavrularından ayırdılar. Sonra kuvvetli bir ses duydular, azab onlara geldi ve kendilerine gelen azaba baktılar. Sonra azab onlardan uzaklaştırıldı. Hazret-i Yûnus, kavmine azab isabet etmeyince kızarak gitti ve bazı insanlarla gemiye bindi. Gemi denizde bir müddet yol aldıktan sonra durdu ve ilerlemez oldu. Geminin sahibi: "Geminin ilerlemesine engel olan, içinizdeki uğursuz bir kişiden başkası değildir" dedi. Gemidekiler, içlerinden birini denize atmak için kura çektiler ve kura Hazret-i Yûnus'a çıktı. Bunun üzerine: "Biz seni denize atmayız" deyip bir daha kura çektiler ve üç defa kura çekmelerine rağmen kura her seferinde Hazret-i Yûnus'a çıktı. Bunun üzerine Hazret-i Yûnus kendisi denize atladı ve balık onu yuttu."

Tâvûs der ki: "Bana bildirildiğine göre balık onu hasta bir şekilde sahile atınca, yanında geniş yapraklı bir ağaç bitti. Geniş yapraklı bu ağaç ta kabaktır. Hazret-i Yûnus orada iyileşinceye kadar kaldı ve iyileşince de ağaç kurudu. Hazret-i Yûnus, kuruyan ağaca üzülüp ağlayınca, Yüce Allah ona: "Yüz bin kişinin helak olmasına değil de bir ağacın helak olmasına mı ağlıyorsun!" buyurdu."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Allah, Hazret-i Yûnus'u bir kasaba halkına peygamber olarak gönderince, kasaba halkı Hazret-i Yunus'un davetini inkar edip iman etmeyi kabul etmediler. Kavmi böyle yapınca, Yüce Allah, Hazret-i Yûnus'a: "Falan gün onlara azab göndereceğim. Onların arasından çık" diye vahyetti. Hazret-i Yûnus, kavmine, Allah'ın kendilerine vaad ettiği azabı bildirince: "Onu gözetin, eğer aranızdan çıkarsa, Vallahi size dediği gerçekleşecektir" dediler. Azabın geleceği sabahın gecesi olunca, Hazret-i Yûnus çabucak aralarından ayrıldı. Kavmi onu görünce bulundukları yerden çıkıp, yurtlarındaki geniş bir alana geldiler. Hayvanları yavrularından ayırıp, yüksek sesle Allah'a yarvararak Ona yöneldiler ve Allah'ın kendilerini affetmesini istediler, nihayet Allah onları affetti. Hazret-i Yûnus o kasabadan ve halkından haber almaya çalışıyordu. O yönden gelen bir adama: "O kasaba halkı ne yaptı?" diye sorunca, adam: "Peygamberleri, içlerinden çıkıp gittikten sonra, onun başlarına gelecek azab hakkındaki sözünün doğruluğuna kanâat getirerek kasabalarından geniş bir yere çıktılar. Her anayı, çocuğundan ayırdılar. Sonra yüksek sesle Allah'a yalvarıp yakardılar, günahlarından tövbe ettiler. Tövbeleri kabul olunup azabları geri bırakıldı" dedi. O zaman Hazret-i Yûnus: "Vallahi, ben, hiç bir zaman, onların yanına, bir yalancı durumuna düşmüş olarak dönmem" deyip yüzünün doğrusuna çekip gitti.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Abdullah b. el-Hâris der ki: Hazret-i Yûnus kızgın bir şekilde kavminden ayrılınca gidip gemiye bindi. Gemi hareket etmeyince geınidekiler: "Gemi, sizin yaptığınız bir şey yüzünden hareket etmiyor" deyip birbirlerine: "Gelin kura çekelim ve kurada çıkanı suya atalım" dediler. Kura çekip, çektikleri kura Hazret-i Yûnus'a çıkınca, tekrar çektiler, ama yine kuradan Hazret-i Yûnus çıktı. Üçüncü kurada da kendisinin çıktığını gören Hazret-i Yûnus: "Suya atılacak kişi benim" deyip kendini denize atmak isteyince, üç arşın boyundaki bir balık başını sudan çıkardı ve atlamak üzere olan Hazret-i Yûnus'u kapmaya çalıştı. Bunun üzerine Hazret-i Yûnus başka bir yerden atlamak istedi, ama balık yine karşısına çıktı. Bunu gören Hazret-i Yûnus, bunun Allah tarafından olduğunu anladı ve suya atladı, ama henüz suya varmadan balık onu kaptı. Allah balığa, kendisine emredilmedikçe Hazret-i Yûnus'un hiçbir kemiğini kırmamasını ve etini yemeınesini emretti. Balık Hazret-i Yûnus'u alıp denizin dibine kadar indirdi ve Hazret-i Yûnus yeryüzünün tesbih ettiğini duydu. İşte o zaman Hazret-i Yûnus Rabbine yalvardı.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hazret-i Yûnus kendini denize atıp, balık onu yutunca, onu suyun fışkırdığı bir yere kadar götürdü ve Hazret-i Yûnus yerin tesbihini duyunca, karanlıklar içinde: «Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum» diye seslendi. Bu dua gelip Arş'ı kuşattığında melekler: «Ey Rabbimiz, garip ve uzak bir memleketten zayıf bir ses duyuyoruz» dediler. Allah: «Bunu tanımıyor musunuz?» diye sorunca, onlar: «Ey Rabbimiz, o kimdir?» karşılığını verdiler. Allah: «O, kulum Yûnus'tur» buyurunca, onlar: «Devamlı olarak; makbul amellerini ve icabet buyuruları duaları yükselttiğimiz, kulun mu?» diye sordular. Allah: «Evet» buyurunca, melekler: «Ey Rabbimiz, bollukta yaptıklarından dolayı ona rahmet eyleyip onu bu musibetten kurtarmayacak mısın?» dediler. Bunun üzerine Allah: «Evet, kurtaracağım» buyurup balığa emretti ve balık onu dışarı attı. "

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: "Balık, Hazret-i Yûnus'u bir kabak ağacının dibine attı ve onu attığı zaman Hazret-i Yûnus bebek gibiydi. Kabağın gölgesinde gölgeleniyordu. Yüce Allah ona yabani bir dişi dağ keçisi musahhar kıldı. Bu da yerin bitirdiklerinden yemeye koyuldu. Sabah-akşam bu keçi ona gelir ve bacaklarını açarak sütünden içirirdi. Kendisine gelinceye kadar bu böyle devam etti.'"

İbn İshâk, Bezzâr ve İbn Cerîr'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah, Hazret-i Yûnus'u balığın karnında hapsetmek istediği zaman, balığa onu almasını, etini çizmemesini ve kemiğini kırmamasını vahyetti. Balık onu aldı, sonra karnında olduğu halde denizdeki yerine kadar indirdi. Denizin dibine ulaşınca, Yunus bir ses işitti. Kendi kendine: «Acaba bu ne?» diye sordu. Allah balığın karnında olduğu halde ona: «Bu, denizdeki canlıların tesbihidir» diye vahyetti. Bunun üzerine o da balığın karnında olduğu halde tesbih etti. Melekler onun tesbihini işitince: «Rabbimiz, biz alışılmadık bir yerde zayıf bir ses duyuyoruz» dediler. Yüce Allah: «Bu benim kulum Yunus'tur. Bana karşı geldi. Ben de onu denizde balığın karnında hapsettim» buyurunca, melekler: «Her gün ve her gece kendisinin salih ameli sana yükselen o salih kul mu?» diye sordular. Allah: «Evet» cevabını verince, o zaman melekler ona şefaatte bulundular, yüce Allah da balığa buyurduğu gibi «hasta olduğu halde» kıyıya bırakmasını emretti. "

İbn Ebî Şeybe Musannef’te, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Mes'ûd'un şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Yûnus, kavmine, kendilerine üç gün içinde azab geleceğini vaad etmişti. Bunun üzerine kavmi, her anayı oğlundan ayırıp Allah'a yalvararak istiğfar ettiler. Allah da onlardan azabı kaldırdı. Hazret-i Yûnus ise azabın gelmesini bekliyor ama bir şey görmüyordu. O zaman da yalan söyleyen ve delili olmayan kişi öldürülürdü. Bu sebeple kızgın bir şekilde gidip gemideki bir topluluğun yanına gitti ve onu tanıyıp gemiye aldılar. Hazret-i Yûnus gemiye binince, diğer gemiler sağa sola giderken, o gemi yerinde kaldı. Hazret-i Yûnus: "Geminize ne olmuş?" diye sorunca, onlar: "Bilmiyoruz" cevabını verdiler. Hazret-i Yûnus: "Ama ben biliyorum. Gemide, sahibinden kaçan bir köle var. Onu denize atmadıkça gemi hareket etmez" dedi. Gemidekiler: "Ey Allah'ın Nebisi! Vallahi seni atmayız" deyince, Hazret-i Yûnus: "Kura çekiniz ve kime çıkarsa onu atınız" deyince üç defa kura çektiler, üçünde de Hazret-i Yûnus çıktı. Bunun üzerine gemiden atladı ve atlarken de kendisi için görevlendirilen balık onu yutup denizin dibine götürdü. Hazret-i Yûnus çakıl taşlarının tesbihini duyunca, karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye seslendi. Hazret-i Yûnus, balığın karnındaki karanlıkta, denizin karanlığında ve gecenin karanlığındaydı. O böyle dua edince hasta bir şekilde ve tüyleri çıkmamış kuş yavrusu gibi bir sahile bırakıldı. Allah ona yaprakları büyük bir ağaç bitirdi, Hazret-i Yûnus bu ağacın altında gölgelenip onun meyvelerinden yiyordu. Ağaç kuruyup, Hazret-i Yûnus onun için ağlayınca, Allah ona şöyle vahyetti: "Yüzbin veya daha fazla kişinin helak olmasını istemene değil de kuruyan bir ağaç için mi ağlıyorsun." Hazret-i Yûnus oradan ayrılınca koyun otlatan bir genç gördü ve: "Sen kimlerdensin ey genç?" diye sordu. Genç: "Yûnus'un kavmindenim" cevabını verince, Hazret-i Yûnus: "Geri dönünce kavmine selam ulaştır ve Yûnus ile buluştuğunu söyle" dedi. Genç: "Eğer gerçekten sen Yûnus isen, yalan söyleyip delili olmayanın öldürüleceğini biliyorsun. Bana (seni gördüğüme dair) kim şahitlik edecek?" diye sorunca, Hazret-i Yûnus: "Şu ağaç ve şu yer sana şahitlik ederler" karşılığını verdi. Genç: "Onlara emir ver" deyince, ise Hazret-i Yûnus: "Bu genç yanınıza geldiğinde ona şahitlik ediniz" dedi. Ağaç ve yer: "Şahitlik ederiz" deyince, genç kavmine döndü. Çocuğun kardeşleri vardı ve onların koruması altındaydı. Genç krala gidip: "Yûnus ile buluştum, sana selam söylüyor" deyince, kral çocuğun öldürülmesini emretti. Kardeşleri: "Onun delili var" deyince, kral onunla bazılarını ağaca ve çocuğun Hazret-i Yûnus ile buluştuğu yere gönderdi. Genç, yer ile ağaca: "Allah için söylemenizi istiyorum. Yûnus sizi şahit tutmadı mı?" diye sorunca, ikisi de: "Evet" cevabını verdiler. Bunun üzerine gençle gidenler korku içinde geri dönerek: "Ağaç ve yer sana şahitlik ediyor" deyip krala giderek gördüklerini anlattılar. Kral çocuğun elinden tutarak yerine oturttu ve: "Sen bu yere benden daha layıksın" dedi. Bu genç kırk yıl boyunca onların işlerini güzel bir şekilde idare etti.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih der ki: "Yûnus b. Mattâ, salih bir kuldu ama sinirli biriydi. Peygamberlik yükü kendisine yüklenince -ki o yükü çok az kişi taşıyabilir- annesinden ayrılan yavru devenin yükün altında ayaklarının titremesi gibi titremeye başladı ve onu elinden atıp kaçtı. Yüce Allah, peygamberine: "Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret...", "...balık sahibi (Yunus) gibi olma..." buyurmuştur."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Sünen'de İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi kura çekmek, " kelimesi ise kurada çıkmaktır.

Âdem, İbn Cerîr, Sünen'de Beyhakî ve Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den bildirdiğine göre (.....) kelimesi ise kurada çıkmaktır.

Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Katâde, "Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu. Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı" âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Gemi hareket etmeyince, gemidekiler, yaptıkları bir şey sebebiyle hareketsiz kaldığını anladılar ve kura çektiler. Kura Hazret-i Yûnus'a çıkınca, kendisi denize atladı ve yaptığı kötülüğü kınayıp dururken balık kendisini yuttu. Eğer o rahat zamanında çok namaz kılanlardan olmasaydı kurtulamazdı. Hikmette şöyle denirdi: "Salih amel, tökezleyen sahibini kaldırır. Salih amel sahibi düştüğü zaman dayanacak yer bulur." Eğer Hazret-i Yûnus Salih amel sahibi olmasaydı balığın karnı kıyamet gününe kadar kendisine mezar olurdu."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih ve Tâvûs ve zamanlarındaki kişilerden bazıları oturup: "Allah'ın hangi emri daha hızlıdır" diye müzakere ettiler. Bazıları: "Bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur'" âyetinin en hızlı anlamında olduğunu söylerken, bazıları, Hazret-i Süleymân'a tahtın getirilmesinin daha hızlı olduğunu söyledi. İbn Münebbih ise şöyle demiştir: "Allah'ın en hızlı emri, Hazret-i Yûnus'un geminin kenarında olduğu zamanki emridir. O zaman Mısır'daki Nil nehrinde olan balığa emredince, Hazret-i Yûnus geminin kenarından düşer düşmez balığın karnında oldu."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Hazret-i Yûnus'u Necm adında bir balık yuttu ve önce Rûm denizine, sonra Pers denizine sonra da Dicle'ye götürdü."

İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, kötülük yapmak mânâsındadır.

İbnu'l-Enbârî ve Tastî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi b. el-Ezrak ona, (.....) kelimesinin mânâsını sorunca, İbn Abbâs: "Kötülük yapıp günah işleyendir" cevabını verdi. Nâfi: "Peki, Araplar öylesi bir ifadenin ne anlama geldiğini biliyorlar mı ki?" diye sorunca da, İbn Abbâs şöyle demiştir: "Tabi ki! Yoksa Umeyye b. Ebi's-Salt'ın:

"O kötülüklerden berîdir, onun benzeri yoktur

Kınayanın kendisidir asıl kötülük yapan" dediğini bilmez misin?

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen kelimesi, günahkâr mânâsındadır.

Ahmed Zühd'de ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Rabî b. Enes, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı"' âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Eğer onun salih amelleri olmasaydı mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. Hikmette: "Salih amel, sahibini yüceltir" yazılıdır."

Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Ciibeyr, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetini: "Balığın karnına girmeden önce namaz kılanlardan olmasaydı" şeklinde açıklamıştır.

Ahmed, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetini açıklarken: "Âyetteki tesbih, Hazret-i Yûnus'un, balığın karnındayken kıldığı bir namazdır" dedi. Bu söz Katâde'ye aktarılınca: "Hayır. O rahat zamanında salih amel yapardı" dedi.

Abdurrezzâk, Firyâbî, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetinden kastedilen Hazret-i Yûnus'un namaz kılanlardan olmasıdır.

Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den bildirdiğine göre göre "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetinden kastedilen, Hazret-i Yûnus'ûn, balığın karnına düşmeden önce çok ibadet edenlerden olmasıdır.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Eğer, balık onu yuttuğu zaman, daha önce yaptığı ibadetler ve tesbihleri olmasaydı, kıyamet gününe kadar orada kalırdı. Ama, balığın karnında kırk gün ve gece kaldıktan sonra Allah onu çıkarıp tövbesini kabul etmiştir.'"

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bil ki, rahatlık anında Allah'a yalvarmak, bela indiği zaman ona hazırlıklı olmaya yarar. Kişinin rahatlık anında Allah'a yalvarması, zorluk anında bu ameline yaslanmasına sebep olur. Eskiden yapılmış kötülükler de ne kadar eski olursa olsun sahibinin peşini bırakmaz."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Dahhâk b. Kays der ki: "Rahatlık anında Allah'ı anın ki, O da sizi zor zamanınızda ansın. Hazret-i Yûnus, salih ve Allah'ı zikreden bir kuldu. Balığın karnına düştüğü zaman hakkında yüce Allah, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı" buyurmaktadır. Firavun da azmış ve Allah'ı zikretmeyi unutmuş olan bir kuldu. Boğulacağı zaman, "isrâiloğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım..." dedi, ama kendisine, "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" denildi.

İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin Şu'abu'l-îman'da bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Hazret-i Yûnus, rahatlık anında çok namaz kılardı. Balığın karnına düştüğü zaman öldüğünü zannetti. Ayaklarını oynattığı zaman hareket ettiklerini görüp secdeye kapandı ve: "Ey Rabbim! Hiç kimsenin secde etmediği yerde Senin için bir mescid edindim" dedi.

Abdullah b. Ahmed Zühd'ün zevâidinde, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in bildirdiğine göre Şa'bî der ki: "Balık, Hazret-i Yûnus'u kuşluk vakti yuttu, akşam vakti ise dışarıya çıkardı. Hazret-i Yûnus balığın karnında gecelemedi."

Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Yûnus balığın karnında kırk gün kaldı.

Abdurrezzâk ve İbn Merdûye'nin İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre Hazret-i Yûnus balığın karnında kırk gün kaldı.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed Ziiluf de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Ebû Mâlik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Yûnus balığın karnında kırk gün kaldı.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre Hazret-i Yûnus balığın karnında yedi gün kaldı. Balık onu bütün denizlerde dolaştırdı, sonra Dicle kenarına bıraktı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı" âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Hazret-i Yûnus'u Necm adındaki bir balık yuttu ve Hazret-i Yûnus balığın karnında üç gün kaldı. Eğer rahatlık anında çok namaz kılanlardan olmasaydı, balığın karnı kıyamet gününe kadar kendisine mezar olurdu. Balık Hazret-i Yûnus'u ağaç ve ot olmayan bir yere bıraktı."

İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre balığın, Hazret-i Yûnus'u attığı yer Dicle kenarıdır.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre balığın, Hazret-i Yûnus'u attığı yer sahildir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Şehr b. Havşeb der ki: Hazret-i Yûnus kızgın bir şekilde gidip bir toplulukla gemiye bindi. Cemi durup ileriye gidemez olunca kura çektiler. Kura Yûnus'a çıkınca, Hazret-i Yunus denize atladı. Balık kuyruğunu sallayarak gelince, balığa: "Biz Yunus'u sana rızık olarak vermiyoruz. Seni onun himaye olunacağı bir yer ve bir mescid kıldık" diye seslenildi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Hazret-i Yûnus kızgın bir şekilde kavminden ayrılıp balığın karnına girince, balığın karnından şöyle dedi: "Allahım! Beni evlerden çıkardın, dağların başından indirdin, memleketlerde yürüttün, denize attın ve balığın karnına hapsettin. Beni bu durumdan kurtaracak salih bir amelimi biliyor musun!" Melekler: "Ey Rabbimiz! Uzak bir yerden bilinen bir ses geliyor" deyince, Yüce Allah: "O, kulum Yûnus'tur" buyurdu. Yüce Allah, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden (yani eğer çok dua edip namaz kılanlardan) olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı" buyurmaktadır. Hazret-i Yûnus, balığın karnında kırk gün kaldı ve Allah onu hasta bir şekilde sahile atıp, kendisi için bir kabak ağacı bitirdi. Hazret-i Yûnus bunun altında gölgelenip, kabağından yedi ve dibinden su içti. Bir müddet sonra Allah bu ağacı kurutarak meyvesini ve suyunu giderince, Hazret-i Yûnus üzüldü. Allah ona şöyle vahyetti: "Çıkardığım, sonra kuruttuğum bir ağaç için üzüldün de, kendilerine azab geldiği, sonra da onlardan kaldırıldığı zaman onları kızgın bir şekilde terk ettiğin kavmine üzülmedin."

Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Humeyd b. Hilâl der ki: Hazret-i Yûnus kavmini İslam'a davet ediyor, ama kavmi kabul etmiyorlardı. Onlardan ayrıldığı zaman ise kendilerine dua ediyordu. Kavmi Hazret-i Yûnus'a bir gözcü gönderdi. Kavmi, Hazret-i Yûnus'un davetini dinlemeyip kendisini aciz bırakınca, onlara beddua etti. Bunun üzerine gözcüleri gelip: "Ne yapacaksanız yapınız, azab size gelmektedir. Yûnus size beddua etti" dedi. Hazret-i Yûnus, kavmine azabın geleceğinden şüphe etmeden kavminden ayrıldı. Kavmi de hayvanları yavrularından ayırarak, tövbe edip Allah'a yalvardılar ve Allah onlara merhamet etti. Hazret-i Yûnus, kavminin nasıl helak olacağını görmek için geldiğinde, kavminin sapasağlam durduğunu gördü. İşte o zaman kızgın bir şekilde gidip bir toplulukla bir gemiye bindi.

Gemi ne ileri ne de geri gitmeyince, gemidekiler birbirlerine: "Geminin gitmemesi, içinizden birinin işlediği günah sebebiyledir. Aranızda kura çekip kimi suya atarak yolumuza devam edelim" dediler. Kura çektiklerinde Hazret-i Yûnus'a çıkınca: "Allah'ın peygamberi sebebiyle bize isabet eden şey yüzünden kendisini feda etmeyiz" deyip tekrar kura çektiler. Yine Hazret-i Yûnus'a çıkınca: "Allah'ın peygamberi sebebiyle bize isabet eden şey yüzünden kendisini feda etmeyiz" dediler. Hazret-i Yûnus: "Benden başkası istenmiyor. Beni atın ve başımın üzerine düşürmeyin, ayaklarım aşağıya gelecek şekilde atın" dedi ve onlar da böyle yaptılar. Balık ağzını açarak gelip onu yutunca, Hazret-i Yûnus, kemikleri incelip, eti, derisi ve saçları yok olana kadar balığın karnında kaldı. Hasta bir şekilde dua edince, hasta bir şekilde sahile atıldı. Allah onun için bir kabak ağacı çıkardı ve Hazret-i Yûnus, kemikleri güçleninceye, etleri, saçları ve derisi eski haline gelinceye kadar bu ağaçtan beslendi. Sonunda eski haline dönüp ağaç kuruyunca, Hazret-i Yûnus ağlamaya başladı. Bunun üzerine Allah ona şöyle vahyetti: "Allah'ın, yemeğini onda bitirdiği bir ağaç için ağlıyorsun da, kavminin helak olmasına ağlamıyor musun?!"

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki: "Allah, Hazret-i Yûnus'u, kavmini Allah'a ibadet etmeye ve içinde bulundukları küfrü terk etmeye çağırmak için gönderince, Hazret-i Yûnus oları davet etti ama kabul etmediler. Hazret-i Yûnus Rabbine dönüp: "Ey Rabbim! Kavmim beni reddedip yalanladı" deyince, Allah: "Onlara dön ve davet et, eğer kabul etmezlerse, azabın onlara gelip çatmak üzere olduğunu söyle" buyurdu. Hazret-i Yûnus kavmine dönüp onları davet etti, ama kabul etmediler. Bunun üzerine: "Azab size gelip çatmak üzere" deyip yanlarından ayrıldı. Kavmi birbirlerine: "Vallahi, aramızda olduğu süre içinde yalan söylediğini görmedik. Bakınız, eğer aranızda gecelerse ve kasabanızdan çıkmazsa, bilin ki söylediğinin aslı yoktur. Eğer kasabanızda gecelemeyip çıkacak olursa bilin ki azap size gelmek üzeredir" dediler. Gece yarısı olunca Hazret-i Yûnus bir torbaya yiyecek koydu ve çıktı. Kavmi, onun kasabadan çıktığını görünce, insan olsun hayvan olsun her yavruyu anasından ayırdılar ve Allah'a iman edip Hazret-i Yûnus'u da tasdik ederek feryad edip yalvarmaya başladılar. Yüce Allah, azab kendilerini kuşatmışken böyle yaptıklarını görünce azabı onlardan kaldırdı. Hazret-i Yûnus ise onlara azabın gelmesini bekliyordu. Sabah olup kavminin dışarıya çıktığını ve azaba maruz kalmadıklarını görünce: "Vallahi, onlar yalanımı bulmuşlarken yanlarına gitmem" deyip Rabbini kızdırmış bir şekilde gitti ve gemiye binen bir topluluk bulunca onlarla beraber gemiye bindi. Gemi sağa sola yalpa yapıp hareket etmez oldu. Gemidekiler: "İçinizde büyük bir günah içlemiş bir kişi var. Aranızda kura çekin de hepiniz boğulmayın" dediler ve kura çekince de kurada Hazret-i Yûnus çıktı. Bunun üzerine: "Allah'ın peygamberini denize atmayız. Kurayı yeniden çekelim" dediler ve üç defa kura çekmelerine rağmen üçünde de Hazret-i Yûnus çıktı. Bunun üzerine Hazret-i Yûnus: "Beni atın ki hepiniz boğulmayın" deyince onu denize attılar. Allah bir balığı Hazret-i Yûnus için görevlendirdi ve bu balık Hazret-i Yûnus'u yuttu. Balık Hazret-i Yûnus'un ne bir kemiğini kırdı, ne de etini yedi. Balık onu denizin dibine indirince Hazret-i Yûnus, üç karanlık içinde, balığın karnındaki karanlıkta, gecenin karanlığında ve denizin karanlığında şöyle seslendi: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslendi. Allah balığa onu karaya atmasını emredince, balık Hazret-i Yûnus'la yükselip, onu saçsız, derişiz ve tırnaksız bir şekilde attı. Güneş çıkıp sıcaklığı kendisini rahatsız edince Allah'a dua etti ve Yüce Allah ona kabak ağacını çıkardı."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki: "Hazret-i Yûnus balığın kamına atılınca, balık onu yedi gün boyunca bütün denizlerde dolaştırdıktan sonra Dicle kenarına getirip sahile attı. Allah onun için çöl bitkisi olan Yaktîn ağacını bitirdi ve kendisini yüz bin veya yüz yetmiş bin kişilik bir topluluğa gönderdi. Daha önce, azabın gölgesi bu topluluğun üzerine düşünce, insan olsun hayvan olsun her dişiyi yavrusundan ayırdılar, sonra feryad ederek Allah'a yalvardılar. Allah da onlardan azabı kaldırdı ve gökyüzünden sağanak yağmur yağdı."

Abdurrezzâk, Ahmed Zühd'de ve Abd b. Humeyd Vehb'in şöyle dediğini bildirir: "Allah balığa, Hazret-i Yûnus'a zarar vermemesini ve yaralamamasını emretti. Allah, "Eğer o, Allah'ı tesbih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı" yani, "eğer o daha önce ibadet edenlerden olmasaydı" buyurarak Hazret-i Yûnus'u ibadetiyle zikretmiştir. Hazret-i Yûnus denizden çıkınca uyudu ve bu sırada Allah ona kabak ağacını çıkardı. O uyurken ağaç büyüyüp kendisine gölge yaptı.

Uyanıp ağacın yeşilliğini görüp beğendi ve tekrar uyuyup uyandığında ağacın kuruduğunu görüp üzülmeye başladı. Bunun üzerine kendisine: "Yaratan da sen değilsin, sulayan da sen değilsin, bitiren de sen değilsin. Niye bir ağaç için üzülüyorsun? Yüzbin insanı veya daha fazlasını yaratan Ben olduğum halde, onlara merhamet etmem ağırına gidiyor" denildi.

İbn Cerîr'in İbn Kusayt vasıtasıyla bildirdiğine göre Ebû Hu rey re der ki: "Hazret-i Yûnus karaya atılınca, Allah ona yaktîn (su kabağı) ağacını çıkardı." İbn Kusayt der ki: "Ey Ebû Hureyre! Yaktîn nedir?" diye sorduğumuzda, şöyle cevap verdi: "Kabak ağacıdır. Allah ona dişi bir dağ keçisi gönderdi. Bu keçi ot ve yaprak yeyip sabah akşam gelir, bacaklarını, Yûnus'un üzerine ayırarak memesinden ona, süt içirirdi. Hazret-i Yûnus iyileşinceye kadar bu böyle devam etti. İbn Ebi's-Salt İslam'dan önce bu konuda şu şiiri söylemiştir:

Allah rahmetiyle ona su kabağı ağacı bitirdi

Eğer Allah olmasaydı gölgesız bir şekilde açıkta kalırdı.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi kabak mânâsındadır.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi kabak mânâsındadır.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Biz, Yaktîn'in yediğiniz şu kabak olduğunu söylerdik. Allah onu Hazret-i Yûnus'un yemesi için bitirmiştir."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi kabak mânâsındadır.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in İkrime ve Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi kabak mânâsındadır.

Deylemî'nin bildirdiğine göre Hasan b. Ali der ki: "Yaktîn'i yiyin. Eğer ondan daha hafif bir şey olsaydı, Allah onu Hazret-i Yûnus için bitirirdi. Biriniz çorba yaptığı zaman içine bolca kabak koysun. Çünkü kabak, beyni ve aklı kuvvetlendirir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "Allah Hazret-i Yûnus'a Yaktîn ağacını bitirdi. Hazret-i Yûnus bu ağacın yaprağını her koparışında onu sütle doyururdu" veya "İyileşinceye kadar bu ağacın yaprağını koparıp damlayan sütünden içti" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid, âyette geçen (.....) kelimesini açıklarken: "Gövdesi olmayan kabak veya başka bir bitki türüdür" demiştir.

Abd b. Humeyd'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi hıyar, acur ve kavun gibi bitkiler mânâsındadır.

İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi bittiği yılın içinde kuruyan bitkiler mânâsındadır.

İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Kavunla kabak arasında ne farz var ki, ikisi de yere paralel olarak büyür."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki: "Gövdesi olmayan her ağaç Yaktîn türümdendir. Yere paralel olarak büyüyen bitkiler ise kavun ve acur türündendir.'"

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr'e, yaktîn'in kabak olup olmadığı sorulunca: "Hayır, Allah'ın yaktîn olarak adlandırdığı ve Hazret-i Yûnus'a gölge eden bir ağaçtır" cevabını verdi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyeti, balığın Hazret-i Yûnus'u yutmadan önceki zamana işaret etmektedir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan(-ı Basrî) ve Katâde'den bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyeti, Hazret-i Yûnus'un başına gelen şeylerden öncesine işaret etmektedir. Hazret-i Yûnus Mûsul toprağında olan Ninova halkına gönderilmiştir.

Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Hazret-i Yûnus'un peygamberliği, balığın kendisini karaya atmasından sonra başlamıştır" dedikten sonra, "Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık. Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetlerini okudu.

Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b der ki: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), Yüce Allah'ın, "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetini sorduğumda: "Yüz binden yirmi bin fazla insana (yüz yirmi bin) gönderildi" buyurdu.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetinde bahsedilen kişilerin yüz binden otuz bin fazla kişi olduğunu söyledi.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünyâ el-Ukûbât'ta ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetinde bahsedilen kişiler yüz binden otuz küsür bin fazla kişidir.

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetinde bahsedilen kişiler yüz binden kırk küsür bin fazla kişidir.

İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetinde bahsedilen kişiler yüz binden yetmiş bin fazla kişidir.

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in Nevf'ten bildirdiğine göre "Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik" âyetinde bahsedilen kişiler yüz binden yetmiş bin fazla kişidir.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre "Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik'" âyetinde kastedilen süre ölüme kadar olan süredir.

148 ﴿