107"Sen ne kadar hırs göstersen de, insanların çoğu iman ediciler değildir. Halbuki sen buna karşı onlardan hiçbir ücret istemiyorsun. O (Kur'ân), âlemlere bir nasihattan başka birşey değildir. Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, (insanlar) bunlardan yüzçevirici olarak, üstüne basar geçerler. Onların çoğu, ancak müşrik olarak Allah'a iman ederler. Onlar (herkesi) saracak bir azab-ı ilahînin kendilerine gelip çatmasından, yahut hiç farkında olmadıkları bir anda, ansızın Kıyametin kendilerine gelip çatmasından emin mi oldular?". Bil ki bu ayetlerin, kendilerinden öncekilerle alâka ve İlgisi şöyledir: Kureyş kâfirleri ile bir grup yahûdî, Hazret-i Peygamber'den, sırf işi sarpa sardırmak için, bu kıssayı anlatmasını istediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, bunu anlatırsa, onların iman edeceklerini sanmıştı. Ama O bunu anlatınca, onlar küfürlerinde ısrar ettiler. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu. Bu, sanki Hak teâlâ'nın, "Gerçekten sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir" (Kasas, 56) ayetindeki manaya bir işarettir. Ebu Bekr el-Enbârî şöyle demiştir: "Ayetteki lev edatının cevabı, mahzufdur. Çünkü bu edatın cevabı, kendinden önce bulunamaz. Zira "Kalktım, eğer kalktıysan" denilemez." Ferra, ayetteki fiilin masdarı hakkında şöyle demiştir: "Arapça'da, esas olarak, denilir. Şazz (nâdir) olarak da şeklinde kullanılır. Hırs, bir şeyi, mümkün olan en ileri bir gayretle elde etmeyi istemektir." Ayetteki, "Halbuki sen, buna karşı onlardan hiçbir ücret istemiyorsun" ifadesinin manası açıktır. Cenâb-ı Hak, "O (Kur'an), âlemlere bir nasihaüan başka birşey değildir" buyurmuştur. Bu, "O Kur'ân, onlara tevhid, adalet, nübüvvet ve Kıyametin delilleri ile, kıssaları, mükellefiyetleri ve ibadetleri hatırlatandır" demektir. Bu da, "Bu Kur'ân, sizden hiçbir mal ve ücret istemeksizin, size böylesine büyük bir faydayı vermektedir. Öyleyse eğer aklınız varsa, onu hemen kabul edin, ona karşı diretmeyin" demektir. Kâfirler Tevhid Delillerinden Yüz Çevirirler Cenâb-ı Allah "Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirici olarak, üstüne basar geçerler" buyurmuştur. Bu, "Onlar, senin peygamberliğine delil olan şeyler üzerinde eğer düşünmezler ise, bunda şaşılacak birşey yok. Çünkü âlem de tevhid, kudret ve hikmetin delilleri ile doludur. Ama onlar bunlara da bakmaz, bunların üstüne basar geçerler" demektir. Bil ki tevhid, .tüm, kudret ve rahmetin delillerinin, mutlaka bazı maddi şeyler olması gerekir. Bunlar da ya felekî (göksel) kütleler (cisimlerdir), yahut da unsurî (elementlerden meydana gelmiş) yeryüzü cisimleridir. Felekî kütleler, felekler ve yıldızlar diye ikiye ayrılır. Feleklerin hem belli bir miktarda oluşu, birinin bir diğerinin altında ve üstünde yer alışı ve çeşitli hareketleri ile, bir yaratıcının varlığına istidlal edilir. Bu istidlal de, ya onların daha evvel hareketsiz olup da, sonra da mutlaka kadir bir muharrikten (hareket ettiriciden) ötürü hareket etmeleri; yahut hareketlerinin hızlı veya yavaş olması; yahut da o hareketlerin farklı farklı yönlere doğru olması ile yapılır. Yıldızların kütlelerine gefince, bazan onların miktarları, bir mekânda yer almaları ve hareketleri ile, bazan renkleri ve ışıkları ile, bazan aydınlık ve karanlığın meydana gelmesindeki tesirleri ile, karanlık ve aydınlık oluşları ile, bir yaratıcının varlığına istidlal edilir. Unsuri kütlelerden çıkartılan delillere gelince, bu, ya o cisimlerin, basit şeylerden alınması ile olur ki, bunlar karanın ve denizin enteresan durumlarıdır; yahut da sebeb ve netice içinde meydana gelen şeylerden olur ki, bunlar da kendi aralarında şu kısımlara ayrılır: a) Gök gürültüsü, şimşek, bulut, yağmur, kar, hava, gök kuşağı gibi, gökte meydana gelen haller. b) Karakterleri, sıfatları ve durumları farklı farklı olan madenler. c) Bitkilerin, ağaçların gövdesinin, yaprağının ve meyvesinin özellikleri ve herbirinin belli bir yapı, belli bir tad ve belli bir özelliğe sahip olması. d) Canlıların durumlarının, şekil, karakter, ses ve yaratılış bakımından farklı fark oluşu. e) İnsan bedeninin anatomisinin incelenmesi, insana ait kuvvetlerin araştırılmam ve bu kuvvetlerde bulunan faydaların izahı. İşte delillerin tamamı bunlardan ibarette Eski kavimlerin kıssalarından ve geçmiş insanların hikayelerinden yeryüzüne hükümrân olup, beldeleri yıkıp harap eden ve insanları ezip geçen, ölüp de, dünyaca geriye hiçbir eser ve haberleri kalmayan, sadece yaptıkları şeylerden ötürü günahı ve vebali kalan meliklerden bahsedilişi de, bu deliller cümlesindendır. İşte bu, hertürlü delil ile, ulvî ve süflî alemin tamamının izahı demek olan delillerin izahını ihtiva eden bir kitabtır. İnsan aklı, bunların hepsini ihata edemez. İşte bu sebepten ötürü, Cenâb-Hak bunları müphem olarak (kapalı olarak) zikretmiştir. Keşşaf sahibi şöyle der: "Ayetteki "Arz" (yer) kelimesi, mübtedâ olarak merfu, "üstüne basar geçerler" cümlesi de bunun haberi olarak okunmuştur. Süddî, "Arz" kelimesini, (......) cümlesinin "Onların etrafında döner dururlar manasında tefsir edilmesi takdirine göre, mansub olarak okumuştur. Abdullah b. Mes'ûd (radıyallahü anh)'un mushafında ise, bu ifâde üzerinde gezip tozdukları yeryüzü" şeklinde okunmuştur. Mekke Müşriklerinin Allah'a İnanıp, Şirk Koşmaları Ayetteki, "Onların çoğu ancak müşrik olarak Allah'a iman ederler" buyruğu, "Onlar, Allah'ın varlığını kabul ediyorlar. Bunun delili, "Andolsun ki onlara, "O gökleri, o yeri kim yarattı? O güneşi, o ayı kim musahhar kıldı?" diye sorarsan, mutlaka, "Allah" derler"(Ankebut, 61) ayetidir. Fakat "bunlar kullukta ve ibadette, Allah'a ortak koşarlar" demektir. İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan, bunların Allah'ı mahlûkata benzeten kimseler olduğu görüşü rivayet edildiği gibi, şöyle dediği de rivayet edilmiştir: "Bu ayet, Arap müşriklerin hacc telbiyeleri hakkında nazil olmuştur. Çünkü onlar "Allah'ım, emrine amadeyiz Senin, şerikin (ortağın) yoktur. Ancak, senin kendisine sahip olduğun, kendisinin ise sana sahip olmadığı bir ortağın vardır" diye telbiye getiriyorlardı." Yine İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan rivayet edildiğine göre, Mekkeliler (Câhiliyye'de) şöyle derlerdi: "Allah, bir ve ortağı olmayan bir Rabbimizdir. Ama melekler onun kızlarıdır ve böylece, ehl-i tevhid değil, aksine müşrik olurlardı. Putperestler de: "Allah bizir bir olan Rabbimizdir. Fakat putlar, onun katında bizim şefaatçilerimizdir"; Yahudiler: "Rabbimiz bir olan Allah'tır, ama Üzeyr onun oğludur"; Hristiyanlar: "Rabbimîz, ortağı olmayan bir Allah'tır. Mesih ise, Allah'ın oğludur"; güneşe ve aya tapanlar da "Rabbimiz, bir olan Allah'tır. Ama güneş ile ay da bizim rabbimizdir" derlerken, Muhacir ve Ensar: "Rabbimiz, şeriki olmayan bir Allah'tır" derler." Kerrâmiye, bu ayeti, "iman sadece dil ile ikrardan ibarettir" görüşüne delil, getirmiş ve "çünkü Allahü teâlâ, müşrik oldukları halde, onların mü'min olduklarına hükmetmiştir. Bu, imanın, sırf dil ile ikrardan ibaret olduğuna delâlet eder" demişlerdir. Bunun cevabı malumdur. Ayetteki, "Onlar, (herkesi) saracak bir azab-ı ilahînin kendilerine gelip çatmasından" yani onları saracak, üzerlerine iyice oturacak ve onları kaplayacak azabtan, "yahut hiç farkında olmadıkları bir anda, ansızın Kıyametin kendilerine gelip çatmasından emin mi oldular" buyruğuna gelince, buradaki "ansızın" (bağte) kelimesi, hal olarak mansubtur. Arapça'da, bir şey, insanların kendisinden korunamayacağı bir şekilde ansızın gelir ve vâki olur ise, (......) denilir. Ayetteki, "Hiç farkında olmadıkları bir anda" tabiri, "ansızın" kelimesinin bir te'kidi gibidir. |
﴾ 107 ﴿