111

"Andolsun, onların kıssalarını açıklamada salim akıl sahipleri için, bir ibret vardır. Bu, uydurulmuş bir söz değildir, ancak kendinden evvelkilerin tasdîki ve herşeyin tafsilidir. Bu, iman edecekler için de bir hidâyet ve bir rahmettir".

Bil ki, "İbret" bilinen bir taraftan, bilinmeyen bir tarafa "ubûr" etmek, geçmektir Bundan kastedilen mana, düşünmek ve tefekkür etmektir. Peygamberlerir kıssalarından ibret almak, birçok şekilde olur:

1) Hazret-i Yusuf'u, kuyuya atıldıktan sonra aziz kılmaya, zindanda hapsedilmesinder sonra yükseltmeye, köle olduğu zannedilirken Mısır'ın efendisi yapmaya kadir ola-ve aradan uzun zaman geçtikten sonra istediği şekilde ebeveyni ve kardeşleri ile onu bir araya getiren Allah, Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) 'i aziz etmeye ve kelimetullah (Allah'ın dinini) yüceltmeye, galip getirmeye de kadirdir.

2) Hazret-i Yusuf'tan haber vermek, gaybtan haber vermek gibidir. Binâenaleyh bu Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in doğruluğuna delalet eden bir mucize olur.

3) Allahü teâlâ, bu surenin hem başında, "Biz sana, ...en güzel beyânı kıssa olarak anlatacağız"(Yusuf. 3); hem de bu surenin sonunda, bu kıssanın güzelliğinin, kendisinden ibret alınması, hikmet ve kudretin de bilinmiş olması sebebiyle güzel olduğuna dikkat çekmek için, "Andolsun, onların kıssalarını açıklamada salim ah: sahipleri için, bir ibret vardır" buyurmuştur. Ayetteki, "onların kıssaları" ifadesinden maksat, Yusuf (aleyhisselâm) ile kardeşleri ve babalarının kıssalarıdır. Bazı kimseler bundar muradın, Kur'ân-ı Kerim'de diğer peygamberlerin kıssaları da ele alındığı için, bütün peygamberlerin kıssaları olduğunu ileri sürmüşler ise de, ancak ne var ki evlâ olan bundan kastedilenin Yusuf (aleyhisselâm)'ın kıssası olduğudur.

Müşrikler Akıllı Oldukları Halde Niçin İbret Almadılar?

İmdi şayet, "Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kavmi, akıllı ve zeki olduğu halde, onlardan pek çoğu bundan ibret almamıştır. O halde daha niçin Cenâb-ı Hak, "salim akıl sahipleri için, bir ibret vardır" buyurmuştur?" denilirse, biz deriz ki: Onların hepsi ibret alabilecek evsafta idiler. Bu kıssaya "ibret" demekten maksat, bu kıssanın, akıl sahibi kimseler tarafından alınacak ibretler ihtiva ettiğini bildirmektir, (yoksa mutlaka ibret alınacağını bildirmek değildir). Veyahut biz, şöyle de diyebiliriz: Ayette bahsedilen "akıl sahipleri"nden maksat, o kıssalardan ibret alıp, tefekkür edip, onları iyice düşünerek onları öğrenerek istifade eden kimselerdir. Çünkü, ulü'l-elbab tabiri, Tedhe ve övgüye delâlet eden bir ifâdedir. Binâenaleyh bu övgü, ancak bahsetmiş olduğumuz manaya uygun düşer.

Bil ki Allahü teâlâ, bu kıssayı birkaç sıfatla tavsif etmiştir:

Birinci Sıfat: Onun, akıl sahipleri için bir İbret olması. Bunun izahı, az önce geçmişti.

İkinci Sıfat: Onun, uydurulmuş bir söz olmaması. Bu ifade hakkında şu iki görüş eri sürülmüştür.

1) Bununla, "O Kur'ân'ı getiren Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, onu uydurması doğru ve yakışık almaz" manası kastedilmiştir. Çünkü o, kitapları okumamış, hiç kimsenin talebesi olmamış ve âlimlerle de İçice yaşamamıştır. Binâenaleyh, O'nun bu kıssayı, tıpkı Tevrat'ta bulunduğu biçimde arada hiçbir fark bulunmaksızın ona mutabık bir biçimde uydurup düzmesi imkânsızdır.

2) Bundan maksat: "O, yalan söyleyen biri değildir, zira O'ndan yalanın sadır olması aklın alacağı şey değildir" demektir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, onun uydurulmuş olmadığını tekid ederek, "ancak, kendinden evvelkilerin tasdikidir" buyurmuştur ki bu, bu kıssanın, tıpkı Tevrat ve diğer mukaddes kitaplardakine muvafık olarak varid olmuş olduğuna bir işarettir. (......) kelimesi takdirinde olarak, mansubtur. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı, "Muhammed, adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah'ın Resulüdür" ifadesi gibidir. Bu açıklamayı Ferrâ ve Zeccâc yaparak şöyle demişlerdir: "Bunun, takdirinde olarak, nahve göre ref'i de caizdir."

Üçüncü Sıfat: Onun, "her şeyin tafsili" olmasıdır. Bu hususta da iki açıklama yapılmıştır:

1) Bununla, "Yusuf (aleyhisselâm)'un babası ve kardeşleriyle beraber geçen hadise hakkındaki her şeyin izahıdır" manası kastedilmiştir.

2), Bu, Kur'ân'ın tamamıyla alâkalı bir cümledir. Bu Cenâb-ı Hakk'ın, tıpkı "Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" (En'âm, 38) ayeti gibidir. Çünkü bu vasfı, Kur'ân'ın tamamiyle alâkalı bir vasıf kabul etmek, onu sadece Yusuf (aleyhisselâm) kıssasıyla alâkalı bir vasıf olarak kabul etmekten daha uygundur. Buna göre bu ifadeden, Kur'ân-ı Kerim'in ihtiva ettiği, helâl, haram ve İslâm diniyle alâkalı diğer hükümler murad edilmiş olur. Vahidî "Her iki açıklamaya göre de bu ifade, kendisiyle "hâs mananın kastedildiği, umûm (genel) lafızlardan olur. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Benim rahmetim ise, her şeyi kuşatmıştır"'(Araf. 156) ayeti gibidir ki, Cenâb-ı Hak bu ayet ile, onun muhtevasına girmesi uygun olan her şeyi murad etmiştir Keza bu, (......) "Kendisine her şey verilmişti" (Neml, 23) ayeti gibidir" demiştir.

Dördüncü ve Beşinci Sıfatlar: Onun dünyada, inanan toplumlar için bir hidâyet Kıyamette de ilahî rahmetin tahakkuku için bir vesile olmasıdır. Cenâb-ı Hak, özellikle. "inanan kavimler için" buyurdu; çünkü ondan istifade edenler, ancak inananlardır Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı (Bakara. 2) ayetinin tefsirinde yapmış olduğumuz izah gibidir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır; dönüşümüz ve varışımız ancak O'nadır.

Bu kitabın müellifi (r.h), şöyle der: Bu sûrenin tefsiri, Allah'ın hamd ve inayetiyle, 601 senesinde Şaban ayının yedinci gününe tekabül eden çarşamba gününde tamamlandı; hayır ve rızâ ile son buldu. Ben o günlerde, sâlih oğlum ve salih çocuğun-Muhammed'in vefatı sebebiyle cidden çok sıkıntılıydım. Allah onu, rahmet ve mağfiretiyle bürüsün. Ve ona, fadi ve ihsan derecelerini ihsan etsin. Şu beyitleri, ona ağıt olarak, kısaca irad ediyorum:

"Şayet kaderler bize boyun eğmiş olsaydı; seni korumak için bedenir..izi de, ruhumuzu da sana feda ederdik.

Melekler rüşvet alsalardı, hem hükmen hem de ismen kendimizi onlara köle ederdik.

Fakat ne var ki, takdir edilen bir hükmün zamanı gelince, Arşın karargâhından, tâ denizlerin derinliklerine sirayet eder.

Evladım, bütün ömrüm boyunca, daima kanlı gözyaşlarıyla sana ağlayacağım. Halim nice ve nasıl olursa olsun, bundan hiç sapmadım, vazgeçmedim de.

Toprağına belenip defnolunduğun kabre selâm olsun. Ve çok bağışlayıcı olan Allah sana, bol lütuf ve ikramlarda bulunsun.

Gözümü sana mezar (medfun) yapmama mani plan tek şey, onun ebediyyen gözyaşı akıtmaya mahkûm oluşudur.

Yemin ederim ki, (öldüğümde dahi), çürümüş kemiklerime ve parçalarıma zokunsalar, onların gidi ve saklı olduğu yerlerdeki hüzün ve keder ateşini hissederlerdi.

Hayatım ve ölümüm, sizin uzaklaşmanızdan sonra birdir ve aynıdır; hatta ölüm, su gam ve kederi devamlı çekmekten daha iyidir.

Ben, Allah'ın infaz ettiği hükmüne razıyım, razı oldum. Çünkü biliyorum ki, senim geçerli olacak bir hükmüm yoktur."

Ben bu kitabı mütalaa edip ve ondan çok kıymetli istifadelerde bulunan kimselere, hem bana hem de çocuğuma Fatiha okumalarını ve kardeşlerinden, babasından ve senesinden uzakta gurbet ellerde ölen kimseler için rahmet ve mağfiret ile dua etmelerini vasiyyet ediyorum. Zira ben de, benim hakkımda böyle davranacak olanlara çokça dua etmekteyim. Salât ve selam, seyyidimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, O'nun aline, ashabına olsun. Âmin. Hamd ancak, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

111 ﴿