6

"Ehl-i kitabtan olsun, müşriklerden olsun (bütün) küfredenler cehennem ateşindedirler. Onun içinde ebedi kalıcıdırlar. Yaratılanların en kötüsü de onların kendileridir".

Bil ki, Allahü teâlâ, (Beyyine, 1) buyurmak suretiyle, önce kâfirlerin halini; (Beyyine, 5) buyurmak suretiyle de ikinci olarak mü'minlerin halini zikredince, bu sûrenin sonunda yine, her iki fırkadan bahsetmiş ve söze yine, kafirlerin durumu ile başlayarak, demiştir.

Bil ki Allahü teâlâ, bu ayette, kafirlerin hallerinden şu iki şeyi zikretmiştir:

a) Onların cehennemde ebedi kalışlarını;

b) Onların, mahlukatin en şerlileri olduğunu... Burada şöyle birkaç soru sorulabilir:

Ehl-i Kitabın Önce Zikredilmesi

Birinci Soru: Peki, Cenâb-ı Hak yine ehf-i kitabı, burada da müşriklerden önce getirmiştir? Buna şu birkaç açıdan cevap verebiliriz:

1) Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Allah'ın hakkını, kendi hakkına takdim eder, Önce görürdü. Baksana, Uhud'daki o müşrikler topluluğu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in dişini kırınca, "Allah'ım, kavmime hidayet et, zira onlar bilmiyorlar" demiş, ama, Hendek muharebesinde, ikindi namazını kılamadığı için, "Allah'ım, onların karınlarını ve kabirlerini ateşle doldur" demiştir. Buna göre, Hazret-i Peygamber, adeta, "Orada o tokat, o darbe, suretine idi; ama, Hendek Muharebesinde ise bu darbe, sîretine yani namazına olmuştur" demek istemiştir.

Sonra Cenâb-ı Hak, işte bunu ifa ederek, şöyle demiştir: "Sen, benim hakkımı, kendi hakkından üstün tuttuğun gibi, ben de, senin hakkını Kendi hakkımdan üstün tutuyor ve şöyle diyorum: "Kim, ömrü boyunca (farziyyetini inkar etmediği sürece) namaz kılmazsa, ona kafir denilemez. Ama sana, az da olsa ta'n eden kimse kafir sayılır." Bunu iyice kavradığına göre şimdi biz diyoruz ki, ehl-i kitab, Allah'ı değil, peygamberi ta'n etmişlerdir. Müşrikler ise, Allah'ı ta'n ediyorlardı. Binâenaleyh, Allahü teâlâ, işte bu ayette, bunların kötü hallerinden bahsetmek isteyince, işte Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tenkit edenlerle yani ehl-i kitabla başlamış; ikinci olarak da, kendisini ta'n edenleri, yani müşrikleri zikretmiştir.

2) Ehl-i kitabın Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkındaki suçu daha büyüktür. Çünkü müşrikler, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i küçük iken görmüşlerdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların arasında büyümüş, daha sonra da, onların akıllarının kıt olduğunu ortaya koymuş, dinlerinin batıl olduğunu söylemiştir ki, bu zor ve meşakkatli bir şeydir. Ama, ehl-i kitaba gelince, onlar, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliği ile, başka kavimlere karşı fütuhat talebinde bulunuyo. ve onun peygamber olarak gönderileceğini kabul ediyorlardı. Ama, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) bilfiil peygamber olarak gelince de, onu bile bile inkar etmişlerdir. Binâenaleyh, onların suçu daha ileri ve daha ağır olmuş olur.

İkinci Soru: Peki, Cenâb-ı Hak niçin, ehl-i kitabı, fiil lafzıyla şeklinde; müşrikleri de ism-i fail sığasıyla, şeklinde bayan buyurmuştur?

Cevap: Bu, ehl-i kitabın, işin başında kafir olmadıklarına dikkat çekmek içindir. Zira ehl-i kitab, Tevrat'ı ve İncil'i tasdik ediyor, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamber olarak gönderileceğini kabul ediyorlardı. Ama, daha sonra Hazret-i Peygamber, peygamber olarak gönderildikten sonra, onlar bunu inkar etmişlerdir. Müşrikler ise böyle değillerdir. Çünkü müşrikler, putperestlik, hasrı ve kıyametin inkarı üzere doğmuşlardır.

Müşriklerle Ehl-i Kitap Ahirette Bir Olur Mu?

Üçüncü Soru: Müşrikler, hem bir Yaratıcıyı, hem nübüvvet müessesesini, hem de Kıyameti inkar ediyorlar. Ama ehl-i kitab ise, bütün bunları kabul ediyor, ne var ki, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in nübüvvetini kabul etmiyorlardı. Binâenaleyh, ehl-i kitabın küfrü, müşriklerin küfründen daha hafif olmuş olur. Böyle olunca da, azab konusunda her iki grubun eşit olduğu nasıl söylenebilir?

Cevap: Kuyu alabildiğine derin olduğu zaman, Arapça'da, denilir. Buna göre, Cenâb-ı Hak adeta şöyle demek istemiştir: "Onlar, üstünlük, yücelik elde etmek için, tekebbür edip büyüklük tasladılar. Ama böylece, esfel-i safilin'i boyladılar." Şimdi bu iki grub, her ne kadar bu hususta müşterek iseler de, ne var ki, onların bu işte müşterek olmaları, azab derecelerinin farklı farklı olmasına mani değildir.

Bil ki, bu azabın daha hafif olması hususundaki izahınız şudur: iki türlü kötülük yapma vardır:

a) Sana kötülük edene kötülük etmek;

b) Sana iyilik edene kötülük etmek.. Bu ikinci kısım, iki kısmın en çirkin olanıdır. İhsan da böyle iki kısma ayrılır.

c) Sana ihsanda bulunana ihsanda bulunmak, sana kötülük yapana iyilik etmek. Bu da, bu iki kısmın en güzelidir. Binâenaleyh, Allahü teâlâ'nın bu kafirlere ihsanda bulunması, ihsan çeşitlerinin en büyüğü; bu kafirlerin kötülük edip de kafir olmaları ise, kötülük çeşitlerinin en kötüsü olmuş olur. Cezanın, suça göre olacağı da malumdur. Binâenaleyh, sövmeye, tazir; iftiraya, "hadd"; hırsızlığa, el kesme; zinaya, recm, öldürmeye, kısas... ile mukabele edilir. Hatta, iki denk kimsenin birbirine sövmesi de, taziri gerektirir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e kem gözle bakmak da, "kati"i gerektirir. Binâenaleyh, bu kafirlerin suçu, suçların en büyüğü olunca, hiç şüphesiz bunlar en büyük cezayı, yani cehennem ateşini hak etmiş olurlar. Çünkü, bu cehennem ateşi, derin, karanlık, korkunç ve kendisinden kesinlikle kaçışın olamayacağı bir yerdedir. Sonra, adeta birisi, "Farzedelim ki, orada kaçma ümidi yok. Peki, oradan çıkartılma ümidi de mi yoktur?!.." demiş de, bunun üzerine Cenâb-ı Hak da, "Hayır, tam aksine onlar, orada ebedi bırakılacaklardır" demiş; sanki, "Orada, kalbi bunlara acıyacak hiçbir kimse yok mudur?" donilmiş de, Allahü teâlâ da, "Hayır, tam aksine, onlar mahlukatın en şerlisi oldukları için, başkaları onları kınar ve onlara lanet eder" buyurmuştur.

Ebedâ Zarfı

Dördüncü Soru: Cenâb-ı Hakk'ın, bu ayette, demeyip, cennetliklerden bahesttiği ayetinde, (Beyyine, 8) ise deyişinin sebebi nedir?) Buna şu birkaç bakımdan cevap verilebilir:

a) Bu, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin gazabından daha fazla olduğuna dikkat çekmektir.

b) "Ukûbât" "hudûd" ve "keffâretler" bir içeçelik arzederler. Ama, mükafaatın kısımlar ise, böyle bir tedahül keyfiyeti arzetmezler.

c) Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hakk'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Dâvûd, beni mahlukatıma sevdir" buyurmuş, Hazret-i Dâvud (aleyhisselâm), "Bunu nasıl yapabilirim?" deyince de, Cenâb-ı Hak, "Onlara rahmetimin bolluğunu hatırlat..." buyurmuştur. Binâenaleyh, bu da bu türdendir.

Beşinci Soru: "el-Beriyye" kelimesi nasıl okunmuştur?

Cevap: Nâfi hemze ile berie şeklinde okurken, diğerleri, hemzesiz olarak, beriyye şeklinde okumuşlardır ki, bu her iki okuyuşa göre de bu kelime, Arabların, "Allah, mahlukatı yarattı" şeklindeki sözüne varıp dayanır. Binâenaleyh, bu kelimenin okunuşundaki kıyas ve kaide, bunun hemzeli olarak okunmasıdır. Ne var ki, tıpkı kelimeleri gibi, bu kelimenin de hemzesi terkedilmiştir. O halde bu kelimeyi hemzeli okumak, meselâ (......) kelimesini hemzeli okumak (......) durumunda olduğu gibi, bu kelimeyi, kullanılışta terkedilmiş aslına döndürmek gibi olur. Ama, hemzesiz okumak daha iyidir, her ne kadar aslı, hemzeli olsa bile... Çünkü bu, artık aslı terkedilmiş olan bir şey gibidir. el-Beriyye kelimesini, hemzeli olarak okuyanların bu okuyuşu, bu kelimenin kökünün toprak manasına gelen kökünden olduğunu söyleyenlerin bu görüşünün yanlışlığına delalet eder.

Şerrü'l-Beriyye Olmaları

Altıncı Soru: Cenâb-ı Hakk'ın deyişinin hikmeti nedir?

Cevap: Bu ifade, hem olumsuzluğu, hem de olumluluğu aynı anda ifâde eden bir ifade olup, "başkaları değil, bunlar bunlar!.." manasındadır. Bil ki, "şerru'l-beriyye" ifadesi, tafsilatı uzun olacak bir cümledir. Yani, "Onlar, hırsından daha şerlidirler, zira onlar, Allah'ın kitabından, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sıfatlarını çalmışlar, çıkarmışlardır. Bunlar, yol kesicilerden daha şerlidirler. Çünkü bunlar, Hak'dan halka giden yolu kesmişlerdir. Bunlar, cascavlak cahilden daha cahildirler, çünkü bilerek, tekebbür etmek, kibirlenmek "küfrü inâdî" olur. Böylece de, en çirkin olmuş olur" demektir. Bil ki, bu da, kökü alimlerle ilgili olan tehdidin, herkesin vaîd ve tahdidinden daha büyük olacağına bir dikkat çekmedir.

Yedinci Soru: Bu ayet, umumluğu üzere bırakılabilir mi?

Cevap: Hayır, tam aksine, bu ayet şu iki durum ile tahsis edilebilir:

a) Bunlardan tevbe edip de müslüman olanlar bu tehdidin dışında kalırlar.

b) Bazı kimseler, bu ayetin hükmüne, geçmiş kafirlerin sokulmasının caiz olmayacağını söylemektedirler. "Zira, Firavun bunlardan daha şerlidir" derler. Ama, ikinci ayete, yani, mü'minlerin mükafaatına delalet eden ayete gelince bu, gelmiş geçmiş ve gelecek herkesi içine alan genel bir ifadedir. Zira bunlar, ümmetin en faziletlileridir.

Mü'minler Mahlukatın En İyisi

6 ﴿