76

Îman edenlerle karşılaştıklarında "îman ettik" derler; birbirleriyle başbaşa kaldıklarında da: "Allah'ın size açtığını onu ileri sürüp Rabbinizin huzurunda size karşı delil getirsinler diye mi haber veriyorsunuz? Akıl erdiremiyor musunuz?" derler.

İkiyüzlü Münafıklar:

"Îman edenlerle karşılaştıklarında îman ettik derler." Bu âyet, münafıklar hakkındadır.

"Birbirleriyle başbaşa kaldıklarında..." bölümü ise yahudiler hakkındadır. Şöyle ki; onlardan bazı kimseler önce İslâm'a girmiş, sonra da münafıklığa başlamışlardı. Arap olan mü’minlere, önceki atalarının ne şekilde azaba uğratıldıklarını anlatırlardı.

Yahudiler bunlara:

"Allah'ın size açtıklarını" yani hakkınızda verdiği azap hükmünü

"onu ileri sürüp Rabbinizin huzurunda size karşı delil getirsinler"; yani Allah katında biz sizlerden daha üstünüz, desinler

"diye mi haber veriyorsunuz? derler." Bu açıklamalar İbn Abbâs ve es-Süddî'den nakledilmiştir.

Şöyle de rivâyet edilmiştir: Hazret-i Ali, Hayber günü Kurayzalıların kalelerinden inmelerini isteyince Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a sövüldüğünü işitir. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber'in yanına gelip ona: Ey Allah'ın Rasûlü, sen bunlara tebliğde bulunma, dedi ve üstü kapalı ifadelerle olanı anlattı. Hazret-i Peygamber ona: "Sanırım onların bana sövdüklerini işitmiş olmalısın, onlar beni görürlerse bu işten vazgeçerler" dedi ve Hazret-i Peygamber onlara doğru kalkıp gitti. Onu gördükleri vakit bu sövmelerinden vazgeçtiler. Hazret-i Peygamber onlara: "Ey maymun ve domuzların kardeşleri! Sizler ahdi bozdunuz. Allah sizi rezil etmiş ve sizin üzerinize azabını indirmiştir." Bunun üzerine şöyle dediler: Ya Muhammed, sen cahil bir kimse değilsin. Bize karşı cahillik etme. Sana bunları kim anlattı? Bu haber ancak bizden sana ulaşmış olabilir, dediler. Bu anlamda bir rivâyet Mücâhid'den de nakledilmiştir.

"Birbirleriyle başbaşa kaldıklarında." Başbaşa kalmanın anlamına dair açıklamalar sûrenin baş taraflarında (14. âyette) geçmiş bulunmaktadır.

"Açtı" kelimesi hükmetti anlamındadır. Arapçada açmak (feth.) yargı ve hüküm vermek demektir. Yüce Allah'ın şu âyeti de bu türdendir:

"Rabbimiz bizimle kavmimiz arasında sen hak ile hüküm ver (fethet, aç)! Sen hükmedenlerin (fethedenlerin) en hayırlısısın" (el-A'râf, 7/89).

el-Fettâh (açıcı) da Yemenlilerin lehçesinde hakim demektir. O bakımdan: "Benimle senin aranda fettâh (hakim) hüküm versin" derler. Böyle denilmesinin sebebi ise, hakimin zalime karşı mazluma yardımcı olmasıdır. (Çünkü) Feth, aynı zamanda yardım ve zafer demektir. Yüce Allah'ın şu âyetleri de bu anlamdadır:

"Önceden kâfirlerin aleyhine feth (zafer) istiyorlardı." (el-Bakara, 2/89);

"Eğer siz fetih (zafer) istemekteyseniz işte o fetih (zafer) size gelmiştir." (el-Enfal, 8/19)

Fetih, aynı zamanda iki şeyin arasını ayırmak anlamına da gelmektedir.

"Size karşı delil getirsinler diye"; yani sizi ayıplasınlar ve Allah katında biz sizden daha iyiyiz desinler diye

"mi haber veriyorsunuz?"

"...Size karşı delil getirsinler diye..." âyeti, diye bilinen edatla nasb edilmiştir. Hazf edilmiş takdiri ile de hazf edildiği kabul edilebilir. Nasb'ın alâmeti ise "mim" harfinin hazf edilmiş olmasıdır.

Yûnus: Araplardan bazıları "key lâm'ı" ile meftûh olurlar, der. Ahfeş de: Çünkü feth asıldır, derken; Halef el-Ahmer: "Bu, Anber oğulları şivesidir" der.

Âyetin anlamının, sizin sözlerinizi size karşı delil getirsinler şeklinde olduğu da söylenmiştir. Onlar size karşı: Siz bu sözün doğruluğuna vakıf olduktan sonra onu inkar ettiniz, kâfir oldunuz diyeceklerdir.

Şöyle de denilmiştir: Yahudilerden birisi müslüman arkadaşı ile karşılaşır ona: Muhammed'in dinine sımsıkı yapış. Çünkü o gerçek bir peygamberdir, dermiş.

"Rabbinizin huzurunda" âyeti ile kastedilenin ahirette olduğu söylenmiştir. Nitekim yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

"Sonra muhakkak sizler Kıyâmet gününde Rabbinizin huzurunda muhakeme olunacaksınız." (ez-Zumer, 39/31)

Bu âyetin anlamının; Rabbinizin zikredilmesi halinde size karşı delil göstersinler diye mi? şeklinde olduğu da söylenmiştir.

Bir başka görüşe göre "huzurunda" kelimesinin "hakkında" anlamına gelen: anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani; sizin onlara söylediklerinizi onlar Rabbiniz hakkında size karşı delil göstersinler diye mi? O vakit de size karşı açık bir delil getirilmiş olacağından bu sayede de sizden daha haklı çıkacaklardır, demektir. Bu açıklama şekli el-Hasen'den rivâyet edilmiştir.

Hüccet (delil): Mutlak olarak dosdoğru ve tutarlı söz anlamındadır. Mehaccetü't-Tarîk (dosdoğru yol), tabiri de buradan gelmektedir. Bir kişiye karşı delil getirip onu bu hususta mağlub ettiğini ifade etmek üzere de: Filan ile karşılıklı hüccet getirdik ve ben delilimle onu susturdum," denilir. Hadîs-i şerîfte de: "Âdem Mûsa'ya karşı susturucu delil ortaya koydu," Buhârî, Kader 11, Enbiya 31, Tevhid 37; Müslim, Kader 13-15; Ebû Dâvûd, Sürme 16 vb. denilmektedir.

"Akıl erdiremiyor musunuz?" Bunun yahudi âlimlerinin kendilerine tabi olanlara söyledikleri sözler cümlesinden olduğu söylendiği gibi yüce Allah'ın mü’minlere yönelik bir hitabı olduğu da söylenmiştir. Yani durumları bu iken İsrailoğullarının îman etmeyeceklerine dair akıl erdiremiyor musunuz?

76 ﴿