63

"Hayır" dedi. "Onların bu büyükleri bunu yapmıştır, onlara sorun; eğer konuşabilirlerse."

"Dediler ki: Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?..." âyetine dair açıklamalarımızı dört başlık halinde sunacağız:

1- Konuşamayan, İş Yapamayan Putlar:

Onun bu sözlerini herkes işitmediğinden ve şahitlik de sabit olmadığından dolayı böyle bir işi yapıp yapmadığını sordular. Burada hazfedilmiş sözler de vardır: Yani İbrahim getirildi ve ona: Bu putlara bu işi sen mi yaptın? diye soruldu. İbrahim de karşı delil getirme üslûbu ile: "Hayır, dedi. Onların bu büyükleri bunu yapmıştır" dîye cevap verdi. Yani o, kendisi ile birlikte küçük küçük putlara da tapılmasını kıskandı ve bu işe öfkelendi. Bundan dolayı diğer küçük putlara bu işi yaptı. Eğer onlar konuşabiliyor iseler onlara sorun. Böylelikle büyüğün yaptığı işin ortaya çıkmasını diğerlerinin konuşabilmesi şartına bağladı. Bununla onların inançlarının tutarsızlığına dikkat çekmek istedi. Sanki şöyle demiş gibiydi: Eğer bunlar konuşabilirlerse o zaman bu işi o yapmıştır. Bu açıklamaya göre yüce Allah'ın:

"Onlara sorun, eğer konuşabilirlerse" âyetinde bir takdim (ve te'hir) vardır.

Bir başka açıklamaya göre: O, hayır bu işi -eğer öbürleri konuşabilirlerse- bu büyükleri yapmıştır. Böylelikle o konuşamayan ve hiçbir şey bilmeyen varlıkların ibadete lâyık olmadığını açıklamış oldu. Onun bu söylediği sözler de ta'riz (üstü kapalı açıklamalar) kabilinden sayılır. Ta'rizli ifadeler ise yalan söylemekten kurtarıcı bir yoldur. Yani siz kendilerine sorun, eğer konuşabilirlerse onlar doğruyu söyleyeceklerdir ve eğer konuşamazlarsa bu işi o yapmamıştır, demektir. Böyle bir ifadenin kapsamı içerisinde bu işi yapanın kendisi olduğunu İtiraf etmek de vardır. Sahih olan da budur, çünkü o bu sözleri kendi aleyhine anlam çıkacak şekilde İfadelendirmiştir. O halde onun bu sözlerinin ta'riz türünde olduğunu da ortaya koymaktadır.

Şöyle ki; onlar Allah'tan başka bu putlara İbadet ediyorlar ve onları ilâh ediniyorlardı. Nitekim İbrahim (aleyhisselâm) babasına şöyle demişti;

"Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeye niçin ibadet edersin?" (Meryem, 19/42)

İbrahim: "Hayır, dedi. Onların bu büyükleri bunu yapmıştır" sözlerini, muhatapları: Bunlar konuşmazlar, faydaları da yoktur, zarar da vermezler desinler; o da kendilerine: O halde onlara niye ibadet ediyorsunuz, desin diye söylemişti. Böylelikle bizzat kendilerinin ifadesiyle onlara karşı delil ortaya koymuş olacaktı.

Bundan dolayı ümmet nazarında karşıt görüşü savunanın iddiasını görünüşte kabul ederek, batılın doğruluğunu var saymak câiz görülmüştür, tâ ki karşı kanaati savunan bizzat kendi söylediklerinden hareketle hakka dönebilsin. Çünkü böyle bir tutum delil olma özelliği açısından daha açıktır ve şüpheyi daha bir ortadan kaldırmaktadır. Nitekim o kavmine:

"Bu, benim Rabbimdir." (el-En'âm, 6/76) Bu benim öz kardeşimdir ve:

"Muhakkak ben hastayım." (es-Sâffât, 37/89) ile:"Hayır, onların bu büyükleri bunu yapmıştır" demişti.

İbn es-Sümeyka Hayır ... bunu yapmıştır" âyetini "lâm" harfi şeddeli olarak: diye okumuştur ki: Bunu şu büyüklerinin yapmış olması muhtemeldir, anlamındadır.

el-Kisaî dedi ki: "Hayır... bunu yapmıştır" âyeti üzerinde vakıf yapılır, yani bu işi yapan yapmıştır. Sonra; "Büyükleri budur (onlara sorun eğer konuşabilirlerse)" diye okumaya başlar.

Bir görüşe göre; onlar bu işi şu büyüklerinin yaptığını niye kabul ediyorlar ki, demektir. Bu ise haber lâfzı ile karşı tarafı iddiayı kabul etmeye mecbur etme anlamını taşır, yani bunların ibadet ettiklerine inanan bir kimse onların bir işi yaptıklarını da kabul etmelidir. Bu da: Hayır -sizin de kabul etmek Zorunda olduğunuz gibi- bu İşi onların şu büyükleri yapmıştır, demektir.

2- Dış Görünüşü İtibariyle İbrahim (aleyhisselâm)ın Yalan Söylediği Kabul Edilen Sözlerinin Anlamı:

Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin rivâyetlerine göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Peygamber İbrahim -üç husus dışında- asla hiçbir şey hakkında yalan söylemiş değildir. Bunların birisi onun: "Şüpheşiz ki ben hastayım" (es-Sâffât, 37/89) sözü, diğeri Sara hakkında: O benim kızkardeşimdir demesi, diğeri de: "Hayır; onların bu büyükleri bunu yapmıştır" demesidir." Lâfız Tirmizîye aittir. Tirmizî dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Buhâri, Enbiyâ 8; Müslim, Fedâil 154, Ebû Dâvûd, Talâk 16; Tirmizî, Tefsir 21. sûre 3; Müsned, II, 403-404.

İsra’yı anlatan hadiste, Müslim'in Sahih'indeki rivâyete göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh), İbrahim (aleyhisselâm) kıssası hakkında şöyle demiştir: Ve onun yıldız hakkındaki;

"Bu benim Rabbimdir." (el-En'âm, 6/76) sözünü de zikretmektedir. Müslim, İsrâ hadislerini: Îman 259, 266, 267 ve 279'da zikretmektedir. Ancak bunların herhangi birinde merhum müfessirimizin işaret ettiği hususu tesbit edemedik. Buna göre onun söylediği yalanların sayısı dört tane olmaktadır. Ancak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İbrahim peygamber ancak üç defa yalan söylemiştir. Bunların ikisi şanı yüce Allah'ın zatı hakkındadır. (Biri): "Gerçekten ben hastayım" sözü ile: "Hayır; onların şu büyükleri bunu yapmıştır" sözleri, birisi de Sara hakkındadır." Bu lâfzıyla hadisi Müslim rivâyet etmiştir. Müslim, Fedâil 154,

Yıldız hakkında söylediği:

"Bu benim Rabbimdir" sözünü yalan kapsamına girmekle birlikte; söylediği yalanlar arasında saymayışının sebebi -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya- bu sözünü henüz çocukken ve mükellef olmadığı bir halde söylemiş olabilir. Yahut da o kavmine bu sözleri onları azarlamak ve yaptıklarını reddetmek anlamında, soru maksİsmi ile söylemiş olmalıdır ve soru edatı hazfedilmiştir. Ya da kavmine karşı değişikliğe uğramak özelliğinde bulunan varlığın rab olmaya elverişli olmadığına dikkatlerini çekmek maksadıyla delil getirmek üzere söylemiş olabilir. Bütün bu şekiller geniş açıklamaları ile birlikte el-En'âm Sûresi'nde (6/76. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'a hamd olsun.

3- Ancak Allah İçin Yapılan İşler, îhlâslı İşler Olabilir:

Kadı Ebû Bekr İbnu'l-Arabî dedi ki: Bu hadiste insanın âdeta belini kıran çok büyük bir ilke vardır. O da şudur: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "İbrahim yalnız üç defa yalan söylemiştir. Bunların ikisinde Allah'ın dini hakkında mücadele vermiştir. Bunlar da:

"Gerçekten ben hastayım." (es-Sâffât, 37/89) sözü ile:

"Hayır, onların şu büyükleri bunu yapmıştır" sözüdür. " Bir önceki başlıkta geçen bu hadisin kaynakları da orada geçmişti. O: Bu benim kizkardeşimdir sözünü her ne kadar o sözle hoşlanılmayan bir hali Savak istedi ise de, Allah için söylenmiş bir söz olarak saymamıştır. Çünkü İbrahim (aleyhisselâm)ın söylediği bu sözlerde namusunu korumak ve hanımını kollamak gibi şahsına ait bir payı bulunduğundan, bu sözü Allah için söylenmiş bir söz olarak değerlendirmemiştir. Buna sebeb de her türlü dünya şaibelerinden tamamiyle arınmış amel dışında herhangi bir ameli Allah için ve Allah uğrunda yapılmış bir amel olarak değerlendirmemiş olmasıdır. Nefse raci' olan ta'rizli ifadeler eğer halis bir şekilde din için yapılacak olursa, o vakit yalnız yüce Allah için yapılmış olurlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur;

"Şunu bilin ki halis olan din yalnız Allah'ındır" (ez-Zümer, 39/3) Böyle bir davranışı eğer biz yapmış olsaydık, Allah için olurdu, fakat İbrahim (aleyhisselâm)in konumu bunun öbür türlü olmasını gerektirmiştir, Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

4- Yalanın Mahiyeti:

İlim adamlarımız der ki: Yalan bir şey hakkında üzerinde bulunduğu halden farklı olarak haber vermek demektir. Kuvvetli görülen o ki, İbrahim (aleyhisselâm)ın haber verdiği hususlar bir takım ta'rizlerden ibarettir. Her ne kadar bunlar ta'riz, hasenat ve mahlukat hakkında bir takım deliller ve belgeler ise de, rütbeyi olumsuz olarak etkilemiş ve (onu) Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mevkiinden daha aşağıya indirmiş, bu sözleri söyleyen bunlardan dolayı -şefaat hadisinde varid olduğu üzere- haya etmiştir. Çünkü peygamberler yüce Allah'ı ta'zim ettiklerinden, başkalarının çekinmedikleri şeylerden çekinirler. Peygamberlik ve halillik mertebesinde ona yakışan hakkı açıkça söylemek ve ne olursa olsun durumu açıktan açığa bildirmekti. Bununla birlikte ona bu hususta ruhsat verilmiş, o da ruhsatı kabul etmişti. Bundan dolayı da o olayda anlatılanlar olmuştu. Bu sebebten ötürü şefaat hadisinde de şöyle diyeceği belirtilmiştir: "Ben ise ötelerden ötelerden halil edinildim," Müslim, Îman 329. Bu hadiste "ötelerden ötelerden" anlamı verilen; lâfzının her ikisi de "Onbeş" lâfzında olduğu gibi, fetha üzere mebnidirler, "O ev ev dolaşıyor" ifadesinde de böyledir.

Müslim'in bazı nüshalarında ise; denilerek tekrar edilmiştir. Bu takdirde (kelime sonlarındaki hemzelerin) fetha üzere bina edilmesi câiz olmaz. Bunların her birisi damme üzere mebni olur. Çünkü burada izafe kesilmiş ve muzaf da niyet edilmiştir. "Önce ve sonra" kelimeleri gibi. Eğer muzaf niyet edilmeyecek olursa hem i'rabı verilir, hem de tenvin alır. Ancak: "Öte" kelimesi munsarıf değildir, çünkü bunda te'nis elifi vardır. Zira Araplar bunun küçültme ismini yaparlarken: derler. el-Cevherî der ki: Bu kelime şazdır. Buna göre; lâfzının tekrarlanması ile birlikte, fetha gelmesi sahih olur. Hadisin anlamı da şu olun Ben, benden başkalarından sonra halil oldum.

Bundan da şu anlaşılır: Halil oluşun, kemal derecesine ulaşmak, ancak o günde -daha önceden de geçtiği gibi- Makam-ı Mahmud'da olması mümkün olan kimse için söz konusudur ki; bu da bizim Peygamberimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)dır.

63 ﴿