90Biz İsrâ'üoğullarını denizden geçirdik. Ama Fir'avun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma haline gelince, (Fir'avun): “Gerçekten İsrâ'il oğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığma ben de îman ettim. Ben de müslümanlardanım!” dedi. “Biz İsrâ'il oğullarını denizden geçirdik.” “Kullar işledikleri fiillerin yaratıcısıdır” diyenlerin görüşüne karşı bu âyet bizim lehimizde olan bir delildir. (.......) Fir'avun ve askerleri zulmetmek -üstünlük tasarlayarak ezmek- ve saldırmak -ezmek- üzere onları takip etti.” Onları takip etti, izledi. Nitekim, (.......) denir ki bu, “onu izledim ve ardı sıra izlettim, peşine takıldım” demektir. Âyetteki, (.......) ve (.......) kelimelerinin her ikisi de hâl olarak mensûbturlar. Ya da mefulü leh olarak mensûbturlar. “Niyahet (denizde) boğulma haline gelince;” Bu cümle üzerinde vakıf yapılmaz, durulmaz. Çünkü, (.......) kavli, (.......) edatının cevâbıdır. “(Fir'avun): “Gerçekten İsrâ'il oğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de îman ettim. Ben de müslümanlardanım!” dedi. Âyetin bu kısmı, îman ile İslâm'ın mana bakımından bir olduğunun delilidir. Çünkü burada önce, (.......) demiş, sonra da, (.......) buyurmuştur. Fir'avun da aynı manayı tek âyette üç kez üç ibârede tekrar ederek, üzerine basa basa îman ettiğini, İslâm'ı kabul ettiğini söylemiştir ama bunu söylememesi gereken yerde ve zamanda söylemiştir, bunun için de kabul olunmamıştır. Halbuki insanın mecbur kalmadığı bir sırada kendi isteğiyle tek bir defa söylemesi, îman etmiş olması için yeterlidir. Kırâat imâmlarından Hamza ve Ali Kisâî, (.......) kavlini, (.......) olarak kırâat etmişlerdir. Böyle okuyuşta bunu yeni bir cümle, istinaf cümlesi olarak kabul etmeleri ve (.......) kavlinden de bedel saymaları sebebiyledir. Bu iki imâmın dışındaki kırâat imâmları ise, “Îman” kavlinin sılası olan (.......) harfinin hazfiyle de fethalı olarak okumuşlardır. |
﴾ 90 ﴿