28

Ey Rabbim! Beni, günahlarımı -onlar Hazret-i Nuh'un daha iyi olanı terk kabilinden olan zellesidir-

anamı, babamı, onların günahlarım, -onlar Hazret-i İdris (aleyhisselâm)'in dini üzere Müslüman idiler. Ana babadan muradın Hazret-i Adem ve Hazret-i Havva olduğu da söylenmiştir.-

mü'min olarak evime veya mescidime -çünkü mescid Allah ehlinin evidir-

girenleri, -bu kayıtla hanımı Vâile ve oğlu Kenan duanın dışında kalmışlardır. Ama Hazret-i Nuh onları duasından çıkarmayı ancak ”O senin ailenden değildir." (Hûd: 46) vahyini aldıktan sonra azmetmiştir.- Hazret-i Adem'den kıyamete kadar gelen ve gelecek olan tüm

erkek ve kadın mü'mieleri bağışla.

Görüldüğü gibi Hazret-i Nûh önce kendisine neseben ve dinen bağlı olanları özellikle anmıştır. Çünkü onlar, duasına daha müstehak ve daha lâyıktırlar. Sonra da tüm mü'min erkek ve kadınlara teşmil etmiştir.

Kabirdeki ölü, denizde boğulurken yardım isteyen kişi gibidir. Babadan, kardeşten veya bir dosttan gelecek duayı bekler. O dua gelirse, kendisi için dünyadan ve dünyadaki lerden daha sevimli olur. Çünkü Allahü teâlâ  kabir ehline, yeryüzü ehlinin dualarından dağlar gibi girdirir. Dirilerin ölülere hediyesi, onların bağışlanmasını dilemeleridir.

Zalimlerin de sadece helaklerini artır.' Bu sûrede 24. âyette Hazret-i Nûh zalimler için beddua ederken önce: ”Zalimlerin ancak sapıklıklarını artır," demişti. Çünkü bu beddua ”Onlar çok kimseyi yoldan çıkardılar" cümlesinden sonra gelmiştir. Burada ”helaklerini artır" dedi. Çünkü bu: ”Yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan hiçkimse bırakma," sözünden sonra geldi. Demek ki her bir yerde, oranın gerektirdiği ve mânâsına uygun düşen sözü söyledi.

Anlaşıldığına göre Hazret-i Nûh, kâfirler ve zalimler sözüyle, kendi zamanında mevcut olan yeryüzünde yerleşenleri murad etti. İstediği, Allah'ın onları helak etmesi idi. Duası kabul edildi ve hepsi tufanda boğuldular. Bazı müneccimlerin dedikleri, onun sadece Arap yarımadasını dilediği ve tufanın sırf oradakilerin üzerine vakî olduğu tarzındaki iddialar, sözün zahirine ve âlimierin tefsirine zıttır. Söz delâlet ediyor ki, zalimin zulmü görünür, onda ısrar eder ve kendisine öğüt fayda vermezse kendisine ve yardımcılarına bedduayı hakemi ist ir.

Nice çocuklar boğularak yanarak ve başka yollarla ölmüşlerdir. Hasan Basriye bu durum sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: ”Allah onların suçsuzluğunu bildi ve azap etmeden canlarını aldı."

Bazı bilginlerin dediklerine göre ise, Allahü teâlâ  tufandan kırk veya yetmiş sene önce, kadınları kısırlaştırdı, babaları hadım etti. (Menilerini kuruttu.) Dolayısıyla onlar denizde boğulurken yanlarında hiçbir çocuk ve akıl hastası yoktu. Çünkü Allahü teâlâ : ”Nuh kavmi peygamberleri yalanlayınca Biz onları suda boğduk..." (kürkân: 37) buyurmuştur. Çocuklardan ve delilerden, yalanlama söz konusu olamaz.

Şayet Allah çocukları, hiç günahları yokken helak etse, bunun rubûbiyete (tanrılığa) ne zararı olur? Allahü teâlâ : ”...De ki: Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini helak etmek istese, Allah'a kim bir şey yapabilir?.." (Mâide: 17) buyurmuyor mu?

Görünen o ki, tufanda analar, babalarla birlikte çocuklar da helak olmuşlardır. Zira Hazret-i Nûh: ”Onlar sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar," sözüyle, çocukları ebeveynlerine ilhak etmiştir. Çünkü ahlâksız ve kâfir olacak olan, şu anda ahlâksız ve kâfir hükmündedir. Bundan dolayı mutlak olarak kâfirlere tümüyle helak olmaları için beddua etmiştir. Çünkü onlardan bazıları bunu asaleten, bazıları da tâbi olmaları yoluyla haketinişlerdir. Mü'min erkekler ve kadınlar için de, hem genel hem de özel olarak kurtuluşları için duâ etmiştir. Çünkü bağışlanan hiç şüphesiz kurtulmuştur. Allah en iyi bilendir.

Allah'a hamdolsun O’nun başarılı kılmasıyla Nûh Süresinin tefsin bitti.

28 ﴿