41Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun karşılaştığı o gün, kulumuz Muhammed indirdiğimiz âyetlere iman ediyorsanız bilin ki savaştan ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, mutlaka Allah'ın, Peygamberin ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye kadirdir. Allahü teâlâ âyet-i kerime'de, mü’minlerin, aldıkları ganimetleri nasıl taksın edeceklerini beyan ediyor: Müfessirler, bu âyette zikredilen ganimetle Haşr suresinde zikredilen "Fey" kelimesinin aynı anlamamı yoksa farklı anlamlara mı geldikleri hususunda çeşitli görüşler zikretmişlerdir. a- Atâ b. Saib'e göre ganimet, düşmandan zorla alınan mal'dır. "Fey" ise yine düşmandan zorla alınan arazidir. b- Süfyan es-Sevriye göre ise "Ganimet" müslumanların kâfirlerle savaşarak zorla aldıkları şeylerdir. İşte bunlar, beş'e taksim edilir. Dördü cihada katılan gazilere taksim edilir. Bir'i ise bu âyette belirtilen kimselere, veriler. "Fey'" ise müslümanların, savaşmaksızm, sulh yoluyla düşmandan aldıkları mallardır. Bu beş'e bölünmez hepsi bu âyette zikredilen kimselere verilir. c: Katadeye göre ise ganimet ve fey, aynı anlama gelmektedir. Bu itibarla bu âyet-i kerime, Haşr suresinde "Fey' "in hükmünü beyan eden yedinci âyeti neshetmiştir. Böylece sulh yoluyla alınan mallar dahi beşe bölünür. Dördü, savaşan mü’minlere verilir. Bir'i ise bu âyette beyan edilen kimselere verilir. Halbuki Haşr suresinde, savaşanlara herhangi bir şey verilmeksizin, elde edilen Fey'in tümünün, Allah'a peygambere yakınlara yeminlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verileceği beyan edilmiştir. Taberi diyor ki: "Ganimet, müslümanların, galip gelerek ve savaşarak aldıkları mallardır. Fey' ise müşriklerle savaşmaksızm, sulh yapılarak alınan mallardır. Bu itibarla bu âyet-i kerime’nin, Haşr suresinde zikredilen fey' ile ilgili âyeti neshettiğini söylemek isabetli değildir. Zira herbirinin hükmü diğerinden ayrıdır. Birbirleriyle çelişmemektedirler. Âyet-i kerime'de "Savaştan ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'ın Peygamberi ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır." buyurulmaktadır. Müfessirler, âyet-i kerime'nin bu bölümünü çeşitli şekillerde izah etmişlerdir. a- Hasan-ı Basri, Abdullah b. Abbas, İbrahim en-Nehaî, Katade ve Ata'ya göre: "Âyet-i kerime'de Allahü teâlâ'nin ismi hürmeten başta zikredilmiştir. Zira her şey zaten Allah'ındır. Bu sebeple Allahü teâlâ için özel bir pay ayrılması söz konusu değildir. Allah ile Resûlüllah'ın payı aynı şeydir. Buna göre ganimetin tamamından ayrılacak beşte bir, altıya değil beş'e bölünecektir. b- Ebul Âli'yeye göre ise ganimetin beşte biri de altıya bölünerek, bir'i Allah için ayrılır, bu da Kâbeye verilir. O diyor ki: "Resûlüllah'a savaş ganimeti getirildiğinde onu beşe böler, dördünü savaşa katılanlara verir, geriye kalan beşte birinin ise üzerine elini koyar ve avucunu dolduracak kadar alır onu Kâbeye tahsis ederdi. İşte beşte bir'den Allah'ın hissesine ayrılacak olan bu idi. Geriye kalan kısmı, Resûlüllah tekrar beşe böler, birini kendisi alır, birini akrabalarına, birini yetimlere, birini yoksullara ve birini de yolda kalmışlara verirdi. c- Ali b. Ebi Talha'nın Abdullah b. Abbas'tan naklettiğine göre ise, Allah'ın, Resûlüllah'ın ve Resûlüllah'ın akrabalarının paylan aynı şeydir. Bu hususta Ali b. Ebi Talha, Abdullah b. Abbas'dan şunu Rivâyet etmiştir. "Savaş ganimeti beşe bölünürdü. Dördü savaşanlara verilir, beşte biri ise tekrar dörde bölünürdü. Biri Allah'a ve Resûlüllah'a tahsis edilirdi. Bu pay, Resûlüllah'ın akrabalarına verilirdi. Resûlüllah bu beşte bir'den hiçbir şey almazdı. Kalanın dörtte biri yetimlere, dörtte biri yoksullara ve dörtte biri de yolda kalmışlara verilirdi. Taberi diyor, ki: "Bu görüşlerden tercihe şayan olanı, birinci görüştür. Ganimetin tümü beş'e taksim edilir. Bunun dördü, savaşan mücahitlere verilir. Beşte biri ise tekrar beşe bölünür, bunun da biri Resûlüllah'a diğeri akrabalarına, bir diğeri yetimlere dördüncüsü yoksullara beşincisi ise yolda kalan yolculara verilir. Âyette Allah Telala'nın isminin zikredilmesi ise hürmet içindir. Mesele'ye giriş mahiyetindedir. Bu itibarla ganimetin beşte birinden, Allah için özel bir pay ayrılması söz konusu değildir. Nitekim Katade ve Yahya b. el-Cezzar, bu âyeti bu şekilde izah etmişlerdir. Âyet-i kerime'de geçen ve ganimetin beşte birinden pay alma hakkı olduğu zikredilen "Yakmlar"dan kimlerin kastedildiği hususunda müfessirler çeşitli görüşler zikretmişlerdir. a- Mücahid, Ali b. el-Hüseyin ve İbn-i Cüreyce göre burada zikredilen "Yakınlar"dan maksat Haşimoğullarından, Resûlüllah'ın akrabalarıdır. Bu hususta Mücahid demiştir ki: "Resûlüllah ve ehl-i beyti, sadaka yemiyorlardı. Bu sebeple Allah onlara, ganimetin beşte birinin beşte birini tahsis etti. b- Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre burada zikredilen "Akrabalar"dan maksat, bütün Kureyşlilerdir. Bu hususta Said el-Makburi diyor ki: "Necde, Abdullah b. Abbasa, "Yakınîar"ın kimler olduklarını öğrenmek için bir mektup yazdı. Abdullah b. Abbas da ona bir cevap yazarak dedi ki: "Biz diyorduk ki: "Akrabalar biziz. Fakat kavmimiz bunu bize tahsis etmekte direttiler ve dediler ki: "Bütün Kureyşliler akrabadır." c- Katadeye göre ise bu âyette zikredilen akrabaların, ganimetten olan payını Resûlüllah alıp tasarrufta bulunuyordu. Onun vefatından sonra ise bu pay, Ulül-Emir'e verildi. d- İmanı Şafii'nin de katıldığı diğer bir kısım âlimlerin görüşüne göre ise burada zikredilen "Akrabalar"dan maksat, Haşimoğulları ve Muttaliboğullarıdır. Bu hususta Cübeyr b. Mut'im demiştir ki: "Resûlüllah, Hayber ganimetlerinden akrabalara olan payı, Haşimoğullarına ve Muttaliboğullarına verince ben ve Osman b. Affan ona gittik ve dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü, şunlar Haşimoğulları, senin kardeşlerin. Allah seni, onların arasından, Peygamber seçerek onlara üstün kıldığını inkâr edemeyiz. Kardeşlerimiz Muttaliboğulan hakkında ne dersin? Ganimeti onlara verdin bizi bıraktın. Halbuki bizimle onlar, sana yakınlık bakımından aynı derecedeyiz." Resûlüllah buyurdu ki: "Onlar bizden ne cahiliye döneminde ayrıldılar ne de İslam döneminde. Haşimoğulları ile Muttaliboğulları aynıdır." Sonra Resûlüllah, bir elinin parmaklarını diğer elinin parmaklarına geçirerek onların bir olduklarını ifade eder şekilde bize gösterdi. Taberi diyor ki: "Akrabaları hakkında zikredilen bu son görüş tercihe şayandır. Zira bu hususta Resûlüllah'tan rivâyet edilen hadis sahihtir. Taberi, sözlerine devamla diyor ki: "İlim ehli, Resûlüllah'ın vefatından sonra, ganimetin beşte birinden, Resûlüllah'a ve akrabalarına verilen iki payın ne yapılacağı hususunda farklı görüşler zikretmişlerdir. a- Abdullah b. Abbas, Hasan-ı Basri ve İbrahim en-Nehaiye göre ganimetin beşte birinden Resûlüllah'a ve akrabalarına Resûlüllah sağ iken verilmiş olan iki pay, Resûlüllah'ın vefatından sonra, İslama ve müslümanlara yardıma harcanır. Bu hususta Dehhak, Abdullah b. Abbas'tn şunian söylediğini rivâyet etmiştir. "Ganimetin beşte birinde zikredilen, Allah'ın payı ile Resûlüllah'ın payı, tek bir pay kabul edilmiş bu pay ile akrabaların payı, orduyu teçhiz etmek için, at, silah gibi şeylerin alınmasına harcanmıştır. Yetimlerin, yoksulların ve yolda kalanların paylan ise kendileri dışında kimseye verilmemiştir." Bu hususta Hasan-ı Basri demiştirki; "Resûlüllah'ın vefatından sonra, savaş ganimetinden, Resûlüllah'a ve akrabalarına verilen payın ne yapılacağı hususunda sahabe arasında ihtilaf çıkmış, bazıları: "Resûlüllah'ın hissesi Halife'ye verilsin." demiş bazıları ise; "Bu hisse Resûlüllah'in akrabalarına verilsin" demiş, diğer bazıları da: "Resûlüllah'ın hissesi Halifeye, akarabalarına verilen hisse de Halife'nin akrabalarına verilsin." demiş ve neticede Resûlüllah ile akrabalarının hissesisinin, Allah yolunda savaşanlar için savaş araç ve gereçleri almaya harcanmasına karar verilmiştir. Hazret-i Ebubekir ve Ömer'in Hilafetleri döneminde uygulama böyle yapılmıştır. Ali b. Ebi Talha da bu hususta Abdullah b. Abbas'ın, şunları söylediğini rivâyet etmiştir. "Ganimet beş'e bölünürdü." Beşte dördü savaşan Mücahidler'e verilirdi. Beşte biri ise tekrar dörde bölünürdü. Allah'ın ve Resulü'nün paylan, Resûlüllah'ın akrabalarına veriliyordu. Resûlüllah, ganimetin beşte birinden hiçbir şey almamıştı. Resûlüllah vefat ettikten sonra ise Ebubekir, akrabaların paylarını müslümanlara verdi. Onunla Allah yolunda cihad edenlere binek temin ediyordu. Çünkü Resûlüllah: "Biz Peygamberler topluluğu miras bırakan olmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır." buyurmuştur Buhari, K. el-Humus bab: 1, K. el-Megazi bab: 14-38 b- Hazret-i Ali ve Katadeden Rivâyet edilen diğer bir görüşe göre Resûlüllah'ın ve akrabalarının, ganimetin beşte birindeki paylan, müslümanların ulül-Emrine verilir. c- Iraklı âlimlerden bir topluluk ise ganimetin beşte birinin, yetimler, yoksullar ve yolda kalan yolculara taksim edileceğini, Resûlüllah'ın payının da bunlara verileceğini söylemişlerdir. d- Abdullah b. Muhammed b. Ali ve Hazret-i Hüseyin'in oğlu Ali Zeynelabidin'e göre ise, ganimetin beşte birinin tümü, Resûlüllah'ın akrabalarına verilir. Âyette zikredilen, yetimler, yoksullar ve yolda kalan yolculardan maksat, Resûlüllah'ın akrabalarından bu durumda olanlardır. Taberi diyor ki: "Tercihe şayan olan görüş şudur. Resûlüllah'ın, ganimetin beşte birindeki payı, beşte bir'in içinde bırakılır ve bu beşte bir de eşit paylarla dörde aynlır ve bu beşte bir pay akrabalara, diğer bir pay yetimlere, üçüncü pay yoksullara, dördüncü pay da yolda kalan yolculara verilir. Zira, Allahü teâlâ'nın, kendilerine ganimetten pay verileceğini beyan ettiği kimselerden paylarını alıp başkalarına vermeye kimsenin hakkı yoktur. Taberi, sözlerine devamla diyor ki: "Âyette geçen "Yetim"lerden maksat müslümanların ihtiyaç içinde bu lunanl andır. "Yolda kalan"dan maksat da, yolculuk yaparken yoksul düşüp yoluna devam edemeyen'dir. Âyet-i kerime’de geçen ve "Hak ile bâtılın ayrıldığı gün" diye tercüme edilen ifadesinden maksat, Bedir savaşının yapıldığı gün'dür. Allah bugünde, hak üzere olan mü’minleri, bâtıla saplanmış olan kâfirlere galip getirerek hakkı bâtıldan ayınnış bu sebeple o güne bu isim verilmiştir. Nitekim Abdullah b. Abbas, Mücahid, Urve b. Zübeyr, Miksem ve Hazret-i Hasan bu ifadeyi bu şekilde izah etmişlerdir. |
﴾ 41 ﴿