56

o kendilerine gelmiş kat'î bir bürhan olmaksızın Allah’ın âyetlerinde mücadele edenler muhakkak ki, onların sîynelerinde ancak yetişemiyecekleri bir kibir vardır sen hemen Allah’a sığın, çünkü o, semî odur, basîr o

(.......) Kendilerine gelmiş bir sultan: bir salâhiyyet ve bürhan olmaksızın Allah’ın âyatında mücadele eden kimseler - âyatullah, Allah’ın varlığına ve birliğine ve her hangi bir hususun hakkıyyetine dair nasbettiği delâil ve kütübi münzelesi ve Peygamberlerinde ızhar eylediği mu'cizattan eamdır. Bunlarda mücadele için mesağ verecek bir bürhan ve huccet mütesavver olmadığından burada bigayri sultan kaydinin mefhumı muhalifi maksud değildir. Ancak dîn işinde söz söyliyebilmek için huccet ve bürhana müstenid bir salâhiyyet lâzım olduğuna tenbihtir. Bununla beraber nesıh, tahsıs ve takyid kabîlinden mesailde olduğu gibi âyatullahı yine âyatullah ile karşılaştırarak bahsetmek caiz olduğuna işarettir de denilebilir. Lâkin hiç böyle bir salâhiyyet ve

bürhan olmaksızın âyatullahda mücadele edenler (.......) onların sînelerinde, gönüllerinde kibirden başka bir şey yoktur - hakkı kabule tenezzül etmek istemiyen bir büyüklük da'vası, kuru bir azamet kuruntusu, lâkin (.......) bir kibir ki, onlar ona yetişecek değillerdir. - Hadlerinden çok aşkın, ne şimdi ne ileride muktezasına irmeleri ıhtimali bulunmıyan bir kibir, çünkü Allah’ın âyatının üstüne çıkılmaz, Allah’ın vermediği kadr-ü menzilet zorla alınmaz. Peygamberliğe kesb ile yetişilemediği gibi Allah vergisinden fazla bir salâhiyyete de irilmez. İşte Allah’ın âyetlerinde mücadele edenler sırf böyle bir kesb ile mücadele ediyorlar. Delili zâhir olan hakka karşı teassub ile mücadele edenlerin hepsi bu hukümde dahıldir. Hepsi böyle sînelerinde yetişemiyecekleri bir kibir taşıdıklarından dolayı mücadele ederler. Bunun sebebi nuzülünde iki rivayet vardır:

1 - Kureyş müşrikleridir (.......) diyorlardı.

2 - Yehûddur, Mukatil demiştir ki, haklarında bu âyet nâzil olan mücadiller, Yehûdîlerdir. Deccale ta'zîm ettiler bu nâzil oldu (.......) Ebul'âliye de buna zâhib olmuştu. Âlûsî nin nakline göre Abd İbn-i Humeyd ve İbn-i ebî hatim senedi sahih ile ondan şöyle tahric etmişlerdir: Yehûdîler, Hazret-i Peygambere (sallallahü aleyhi vesellem) geldiler de Deccal dediler, âhir zamanda bizden olacak ve işte olacaklar o zaman olacak ve şöyle yapacak böyle yapacak diye büyüttüler de büyüttüler, bunun üzerine Allahü teâlâ (.......) âyetini indirdi (.......) Buna göre bu Sûre de bu âyetin medenî olması yakışır. Ebüssüud bunu şöyle nakl eder: Bir de denildi ki, mücadele edenler Yehûdîlerdir. Diyorlardı ki, bizim Tevratta mezkûr olan sahibimiz

sen değilsin, o Mesîh İbn-i Davud, ya'ni deccal âhir zamanda çıkacak, saltanatı berr-ü bahre irecek, ırmaklar beraberinde gidecek. Allah’ın âyetlerinden bir âyet olacak, o vakıt mülk bize rücu' edecek. İşte Allahü teâlâ onların bu temennîlerine (ideallerine) kibir tesmiye etti ve kuruntularına irmelerini nefiy buyurdu (.......)

Ya'ni Yehûdîler, Beni İsrailden başkasında nübüvvet görmek istemedikleri için gerek Kur’ân’da ve gerek sâir kitablarda nübüvveti Muhammediyyeye delâlet eden âyetlere sırf kibir ve hased yüzünden mücadele ederek Hatemül'enbiyayı bırakıp Deccalı iltizam etmişler ve onun zamanında saltanatın kendilerine geçeceğini bir temenni halinde ileri sürmüşler ise de Deccal çıktığı zaman dahi mülk-ü saltanat kendilerine rücu' etmiyecektir. Âlûsî  der ki, bu mücadelede Yehûd iki vechile yalan söylediler, evvelâ, Resulullaha «sen bizim mu'teber olan sahibimiz değilsin» demelerinde yalan söylediler.

Saniyen Deccalı kasd ederek o Mesih İbn-i Davuddur demelerinde yalan söylediler. Çünkü hangi Peygamber ba's olunduysa ümmetini behemehal Deccaldan tahzir buyurmuş, sakındırmıştır. O bir bişaret değil, fitne ve beliyyedir. Onlar ise onu Peygamber yerine tutarak sahibimiz demişlerdir ki, bunun âyatullaha bigayri sultanin mücadele olduğunda şübhe yoktur (.......)

Hadîslerde eşratı saatten olmak üzere iki mesîh zikr olunur. Birisi: mesîh Isânın nüzulü, birisi de mesîh Deccalın zuhurudur. Müseylime gibi yalan yere Peygamberlik iddiasıyle çıkacak otuz kadar Deccal zikredilmiş, en büyük fitne olan mesîh Deccalın ise ülûhiyyet iddiasiyle huruc edeceği haber verilmiştir. Ancak mesîh Deccala Mesîh İbn-i Davud denilmiş olduğunu da bu âyetin tefsirinde işitmiş oluyoruz. Halbuki Mettâ İncilinin başında görüldüğüne göre Hırıstiyanlar bu ismi «Iselmesîh İbn-i Davud» diye Hazret-i Isayâ vermektedirler.

Buna sebeb olarak da Meryemin nişanlısı dedikleri

Yusüfün Hazret-i Davud neslinden olduğunu söylemektedirler, Isânın tevellüdü Meryemle Yusüfün ictima'larından evvel ruhul'kudüsten oldu diye tasrih edilmiş iken Yusüf babası imiş gibi onun vasıtasiyle Hazret-i Davuda nisbet edilmesi bir tenakuz teşkil eder. Lâkin Mettâ incili her nedense bu tenakuzla beraber Hazret-i Isâya Mesîh İbn-i Davud demekte ısrar etmiştir. Ayni zamanda Hazret-i Isâyı tanımadıkları ma'lûm olan Yehûdîler de âhir zamanda çıkacak Deccale bu ismi vermişler, bu cihetle aralarında bir menşe'den çıkmış olması melhuz bulunan garib bir noktai nazar teşabühü hasıl olmuştur. Biz bundan şunu anlamış oluyoruz ki, mesîhi Deccal yalancı Mesih demektir. Varid olan haberlere göre deccal, bir yalancı, nâsı aldatmakta mahir bir sahtekârdır ki, kâfirliği, sahtekârlığı yüzünden belli olduğu halde bir takım harikalar göstererek ülûhiyyet da'va edecek ve en büyük fitne olması da bundan olacaktır. Ulema demişlerdir ki, Allahü teâlâ Peygamberlik iddia eden bir yalancıya tasdık ıhtimali bulunan bir mu'cize vermez, çünkü teşkik olur, âyâtullah ile mücadeleye sultan verilmiş olur. Fakat ülûhiyyet iddia eden bir yalancıya ibtilâ için her türlü harikayı verebilir. Zira kendisi hâdis olan mahlûkun Allah olmadığına aklî bürhan daima kaim bulunduğu için onun yalancılığı haddi zatında zâhirdir, ondan dolayı âyâtullah ile mücadeleye bir sultan verilmiş olmaz. Deccalin bu suretle bir yalancı mesîh olması, onun hıristiyanlık taklidi altında zuhur edeceğini anlatır. Mesîhi sadık olan Isânın nüzuliyle onu katledeceğine dair olan eserler de bunu te'yid eyler. Yehûdîlerin mesîhi sadık olan Isâya ve Hatemül'enbiyaya kibr-ü hasedle küfrederek bütün ümidlerini mesîhi kâzib olan deccale bağlamaları ne acîb bir bedbahtlık ne elîm bir mahrumiyyettir. Bu son senelerde Yehûdîlere Filestînde bir hukûmet yapıvermek istiyen İngiltere acaba onlara

gözledikleri mesihi kâzib rolünü oynayıverecek midir. Lâkin Allahü teâlâ buyuruyor ki, (.......) onun için sen hemen Allah’a sığın - öyle kibirden ve kibirli hasedcilerden, yâhud deccalın şerrinden Allah’a sığın (.......) çünkü işitecek odur, görecek o - ya'ni senin ve onların bütün dediklerinizi işiten ve işitecek olan ve bütün yaptıklarınızı gören ve görecek olan ancak odur. Bu, bir taraftan va'd, bir taraftan vaîddir.

56 ﴿